27 Kasım 2016 Pazar

Osmanlı Dönemi Bakırcılığı Üzerine Bir Kitap


                      OSMANLI DÖNEMİ BAKIRCILIĞI ÜZERİNE BİR KİTAP
Ayfer Tuzcu Ünsal
            Eylül ayı içerisinde iki günlüğüne Gaziantep’e gittiğimde Murat Uğurluer elime sayıları 10* rakamına ulaşan kitaplarından altısını tutuşturdu. İçgüdüsel olarak önce “Osmanlı Dönemi Gaziantep Bakırcılığı” kitabını karıştırdım ve hayranlıkla sayfaları çevirmekten kendimi alıkoyamadım. Kendi koleksiyonundan oluşan etnoğrafik bakır eşyaların fotoğraflarını da izahlarıyla koymuş, doğru dürüst de tarih ekleyince şahane bir eser çıkmış ortaya.

            Murat’ı Gaziantep Sabah Gazetesi’nde çalıştığım dönemden tanırım. Ege Üniversitesi Basın Yayın’da okuduğu için Gazeteye staj yapmak üzere gelmişti. Gayet net hatırlıyorum, gazeteye adımını attığı andan itibaren onunla iyi bir arkadaşlık kurmuş ve çok şey öğrenmiştim. Genç bir basın yayın öğrencisinin tarih ve antik dönem konusunda bu kadar bilgili olması beni çok şaşırtmıştı. Kendisiyle sohbetlerimde künyesini öğrenince, o muhteşem bilgi haznesini nasıl doldurduğunu çözdüm. Murat, Gaziantepli bir ailenin çocuğu idi. Ancak, babasının işi gereği tam ilkokul döneminde İskenderun’a taşınmışlardı. Büyük tesadüf eseri, aile, o dönemde iki katlı bahçeli evlerin çok yaygın olduğu Çankaya semtine yerleşmişlerdi. İskenderun’un Çankaya semti, antik Alexandreia kentinin kurulduğu yerdi aslında. Bugün  İskenderun olarak isimlendirdiğimiz Alexandreia, Büyük İskender tarafından İran hükümdarına karşı kazandığı İsos savaşından sonra Amanosların eteğinde, İskenderun körfezini kuş bakışı gören şahane bir tepede kurulmuştu. Büyük İskender kalkarda şehri, bugünki deniz kenarında kurar mı? Deniz kenarı, hem sıcak, havadar değil, hem manzarası kısıtlı... Halbuki, Alexandreia’yı kurduğu yer, serin rüzgarların estiği şahane bir manzarası olan bir tepe... Her ne ise, bizim küçük Murat, işte bu antik kentin sokaklarında oynama hakkı elde ediyor, ailesinin sayesinde. Özellikle yağmur yağdıktan sonra –İskenderun çevresine oldukça sık yağmur yağar- toprak süpürüldüğü için ortaya metal paralar çıkıyor. O dönemde Çankaya semtinin sokakları asfalt olmadığı için, neredeyse bütün alan açık hava müzesi gibi...  Mahallenin çocukları kendilerine çok değişik gelen bu metal paraları topraktan toplamaya bayılıyorlar, hatta aralarında yarışıyorlar. O kadar çocuğun içinden sadece Murat –o dönemde 10 yaşında filan olmalı- paraların üzerlerindeki resimleri pek merak ediyor, ne manaya geldiğini anlamak için mevcut kitapları ve ansiklopedileri aldırtıyor ailesine... İlkokula gittiği dönemde paraların hangi hükümdarlar devrinde basıldığını filan anlayacak kadar merakını ve uzmanlığını ilerletiyor. Bu işi pek çok sevdiği için koleksiyoner olmaya karar veriyor ve ilk yaptığı şey de Müze’ye müracaat edip, yasal prosedürle koleksiyonunu kayıt altına almak oluyor. Daha sonraları üzerinde motif, desen, kitabeler  ve usta damgaları olan etnoğrafik eserlere de ilgi duyup bakır kapları biriktirmeye başlıyor. Bu arada bir bilgi vereyim: 2863 sayılı yasaya göre etnoğrafik eserleri koleksiyon yaparken Müze’den kayıt altına almaya gerek yokmuş.
Evet, Murat çok genç yaşlarda muhteşem bir bilgi hazinesine sahip olduğu için bunları kitap haline getirdi tabii. İşte bu yazıda anlatacağım Osmanlı Dönemi Gaziantep Bakırcılığı’da bugün 40 lı yaşlarında olan Murat’ın çocuk denecek yaşlardan itibaren biriktirdiği bakır tarihini bize anlatmak üzere kaleme aldığı pek güzel kitaplarından birisi. Kitaptan öğrendiğime göre, Gaziantep’te madeni eşya işleme sanatı antik Dülük kentine kadar gitmektedir. Murat, buna kanıt olarak  Roma İmparatorluğunun çeşitli bölgelerine yayılan “lupiter Dolichenus” kültüne adanmış madeni eserlerin üzerinde yer alan “Ubi Ferrum Nascitur” (Demirin doğduğu yerde doğmuş olan tanrıya) kitabesi, Gaziantep’in de içerisinde yer aldığı bölgedeki zengin maden yataklarının varlığını çağrıştırmaktadır.
Bugün bakırcılıkta halen kullanılan sanat üslubu Memlük’lulardan gelmeymiş. Hatta, benim çok sevdiğim çirtikli olarak isimlendirilen kenarlarına çeşitli tırtıklarla görünüm verilen sahanların kökeni de Memlük dönemine kadar gitmekteymiş.
Hüseyin Özdeğer tarafından yazılan Onaltıncı Asırda Ayıntab Livası isimli eserde 1536 tarihli Ayntab Mufassal Tahrir Defterin’de kazancı esnafı başlığı altında bir madde bulunmaktadır. O dönem, bakırcılara kazancı denilmekteydi.
Yine aynı eserde 1557 yılında Ali Neccar Cami Vakfı’nın gelirleri arasında kazancı dükkanından elde edilen gelir de yer almaktadır.  Leslie Pierce’nin Ahlak Oyunları isimli kitabında ise Ekim 1540 tarihinde ki bir padişah buyruğunda Ayıntablı bakır tüccarlarının Bağdat’a bakır göndermeleri istenmektedir. Kitapta bakırla ilgili olan daha başka ilginç Şer’i Mahkeme Sicilleri örnekleri de var...
16. yüzyıldan 20. Yüzyılın başlarına kadar Ayntab’da şu tür bakır eşyalar kullanıldığını görüyoruz: Badiye, bakraç, bardak, aş kazanı, don kazanı, helva kazanı, kelle kazanı, eyvan sinisi, güğüm, hamam leğeni, havan, hoşaf tası, ibrik/leğen takımı, kahve cezvesi, kahve güğümü, kahve ibriği, kahve tepsisi, kulplu tas, künefe tepsisi, leğençe, lenger, mangal, matara, sahan, satıl, sefer tası, sini, süzek, şamdan, şerbet tepsisi, şire tası, tas, tava, tencere, tepsi, teşt, tütün tepsisi, yağ debbesi gibi... Serhat Kuzucu tarafından yazılan 123 numaralı Gaziantep Şer’iyye Sicilini değerlendiren Yüksek Lisans Tezi’nde ise 1767 yılında Ayntab Mahkemesi mutfağında kebir sinisi, sagir sini, orta sini, kapaklı ve kapaksız tencereler, kapaklı ve kapaksız sahanlar, sagir sahan, ibrik, leğen, abdest leğeni, kahve güğümü, su güğümü, süzen, tabak, ayaksız tas, kevgir ve çömçe kullanılmaktaydı. Böylece resmi dairelerde de bakır eşyaların kullanıldığını öğrenmiş oluyoruz.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bakırcı ustaların büyük çoğunluğu Ermenidir. Bu bilgiyi de Kevork Sarafian’ın Badmutyun Aintabi Hayots kitabından öğreniyoruz. Ermeni Ustaların devreye girmesi, bakırcılığa yeni bir bakış açısı getirmiş, zengin form çeşitliliği, yüksek kalite kazandırmış ve nedenle de tüm Osmanlı coğrafyasında tercih sebebi olmuştur.
Moses Demirciyan, 1910 yılında bakırcılıkta kullanılmak üzere makinalar getiriyor, böylece geleneksel usulde elle yapılan bazı bakır eşyalar, seri şekilde makinalarla üretilebiliyor.
Kitabın, çok az bir bölümünü özetleyebildim, daha fazlasını güzel bakır eşya fotoğrafları arasında siz okuyun istedim.
Kitaplar basılırken yazarın yanısıra, tasarımı, grafiği yapan, fotoğrafları çeken insanlardan vardır. Bunlardan sadece bir cümle ile bahsedilir. Bu kitapta da tasarımı yapanın Ayhan Oturakçıibogil olduğunu gördüm. Kendisini tanırım, mesleğini çok geliştirmiş, tebrik ederim.



* Murat’ın onuncu kitabı Osmanlı Dönemi Gaziantep Kuyumculuğu kitabı çok kısa bir süre içinde okuyucularla buluşacak.




Yazarın diğer yazıları: http://www.ayfertuzcuunsal.com/ adresinde

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

WELAJANS Web sitesi çözümleri; Sizin de bir web siteniz olabilir. ->>> htt:// www.sitepaneli.net