15 Nisan 2013 Pazartesi

Truva'dan Mezopotamya'ya götürülen sarmal gerdanlık

Askerler ve Yazıcılar:
Askerler şehir devletlerin gururlu vatandaşlarıydı. Şehir devletler, sınır itilafları ve ticaret alanları yüzünden sürekli birbirlerine saldırır, bazen de sırf hangisinin daha kuvvetli olduğunu ispatlamak için birbirleriyle kavga ederlerdi. Askerlerle aynı sınıfta yeralan bir başka meslek gurubu ise yazıcılardı. Yazıcılık Mezopotamya’da en saygın mesleklerden birisiydi. 



Yazıcı olabilmek için varlık sahibi bir erkek olmak gerekiyordu. Kadınlar ve fakir insanlar asla yazıcı olamazlardı. Varlıklı erkek  12 sene boyunca okula gitmek, yazı ve tablet yazmasını öğrenmek zorundaydı. Yazıcılar, günün tüm saatlarını iş alanındaki belgeleri kil tabletlere yazmak ve bu konuda arşiv oluşturmaya harcarlardı. Yazıcılar da Ziggurat’ın yakınlarında çamur tuğladan yapılmış iki katlı evlerde otururlardı.
Tüccarlar, zenaatkarlar,ticaret erbabı ve çiftçiler   
Bu sınıfdaki insanlar günlerini yeni aletler yaratıp ticari eşya haline getirmeye, mallarını satmaya ve komşu şehir devletlerle ticaret yaratmaya harcarlardı. Para, henüz icad edilmediği için barter sistemi –herhangi bir ticari eşyayı, maddeyi başka bir ticari eşyayla para kullanmadan değiş tokuş etmek- kullanarak mesleklerine devam ederlerdi. Mezopotamyadaki şehir devletlerin nüfuslarının %80 ni çiftçiydi, onlar da vakitlerinin çoğunluğunu şehir duvarlarının dışındaki verimli arzide arpa, buğday, kendir, soğan, incir, üzüm ve şalgam yetiştirerek geçirirlerdi. Bu sınıfdaki insanlar Ziggurat’a uzak tek katlı çamurdan yapılmış tuğla evlerde yaşarlardı.
Esirler
Esirler Mezopotamyadaki en düşük sınıfın üyesiydiler. Bir şehir devlet diğerini işgal ettiği zaman, genellikle mahkumları, yüksek sınıf için çalışsınlar diye getirirlerdi. Bazen de şehir-devletin kendi vatandaşı esir sınıfına düşerdi. Esir sınıfına düşenler genellikle borçlu insanlardı. Esirler genellikle zenginlerin evlerindeki günlük işlerde veya şehir devletin içerisine yapılan inşaatlarda çalışırlardı.
Ticaret
Güney Mezopotamya’nın sulanan verimli topraklarında bol miktarda buğday, arpa, hurma, kenevir ve diğer ürünler yetişiyordu. Balık ve kümes hayvanları bol miktarda temin edilebiliyordu. Bataklıklarda yetişen çok uzun sazlardan çeşitli ev eşyalarının yanısıra, minder, hasır gibi eşyalar yapılıyor, hatta sazdan yazı yazmak için sivri uçlu yazma ve işaretleme aletleri üretiliyordu. Çabuk büyüyen ağaçlar pencere ve çatı yapımında kullanılıyordu. Ve bütün bunların ötesinde etrafta çok bulunan  şey, çamur ve kildi. Çamurdan tuğla, kapkacak yapılırdı. İşte yaşam için çok gerekli şeyler bunlardı ve kentsel yaşamın gereksimi idiler... Oldukça düşük kalitede bir kireç taşı da yakın çevrede bulunuyordu.
Mezopomtamya’nın güneyinde yaşayan yöre halkı, küçük çiftçi toplumundan geniş şehir yaşamına geçerek büyüyünce şehir-devletleri kuruldu dolayısiyle şehir yaşamı için gerekli diğer malzemelere ihtiyaç doğdu. Bu ihtiyaç yakındaki bölgelerle yapılan ticareti genişletti. Artık lüks sınıfına girebilecek meşe, ilginç yiyecekler ve hayvanlar, yarı değerli taşlar, sert taşlar ve maden de almaya başladılar. Miladan önce 300. yılda ticaret en yüksek seviyesine ulaştı. Artık  Anadolu’dan, Suriye’den, Kuzey Mezopotamya’dan, İran’dan ve Basra Körfezi’nden gelen mallar Güney Mezopotamya’ya akıyordu. Detaylar hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmadığımız halde, ticaretin farklı şekillerde yapıldığını biliyoruz. Bunlar, özel tüccarlar, devletin organize ettiği uzak mesafelerden getirilen ticari mallar, ayrıca yerli ticaret erbabı ve tüccarların yaptıkları ticaretti.  Tabii bildiğimiz bir konu daha var: Kralların birbirlerine gönderdikleri hediyeler, uzak  ülkelere yapılan akınlar sonucu yağma ile elde edilen savaş ganimetleri, göçerlerin getirdikleri eşyalar... Bütün bunların hepsi alüvyonlu topraklara sahip Güney Mezopotamya’da malların hareketini sağlıyordu. Karadan yapılan ticaretin rotası belli idi: Kuzeye ve Batıya Fırat ve Dicle nehirleri vasıtası ile ulaşılıyordu. Doğu’ya ise Zagros Dağlarından geçilerek gidilebiliyordu. Burada zengin İran yaylaları ve ötesi vardı. Deniz yolundan ise Basra Körfezine, Umman denizine ve antik çağın bir başka gelişmiş yerine İndus Vadisine uzanıyordu.
Anadolu’dan İndus Vadisine... Uzun mesafeli ticaret ağları
Krallara ait mezarlarda bulunan eşyalar bize o zaman ki ticaretin uzun ve geniş ağlarını gösteren en büyük delillerdir. Bu ağ, Batı Anadodu’dan Hindistandaki İndus Vadisine, Doğu’da ise Umman’dan Basra Körfezi ağzına ve kuzeyde Kafkas dağlarına kadar uzanmaktadır.  Kral mezarlarında bulunan tekstil ve seramik haricindeki tüm objelerin hemen hemen tümü yurt dışından getirilmişti. Bunların bir kısmı ham madde olarak getirilip Mezopotamya’da işlenirken bir kısmı da işlenmiş olarak getiriliyordu.
Mesopotamya, bütün bu getirilen maden veya malzemeden etkilenerek diğer kültürler konusunda fikir sahibi oldu, hayal gücü arttı ve dolayısiyle o kültürler de Mezopotamya’ya geldi. Bir örnek verelim: Mezopotamya Kral mezarlarında  bulunan, spiral/sarmal şeklinde yapılmış kadın gerdanlıkları... Mezopotamya’da böyle bir stil yoktu. Ama, Anadolu’nun batısındaki Truva kentinin en büyük özelliği bu tür sarmal tip gerdanlıklardı. Aynı şekilde mezarlarda bulunan iki koniden oluşan şekilleriyle Hindistandaki İndus vadisine özgü olan akik boncuklar da bitmiş ürün olarak Hindistan’dan getirilmişlerdi.
Mezopotamya’da şehrin nehirlere bakan kısımlarında uzun iskeleler inşa edilmişti. Böylece, mal taşıyan yüzlerce gemi, kolaylıkla sahile yanaşır ve malını boşaltırdı. Bu gemiler, yiyecek, içecek, elbise, mücevher, şarap ve diğer malları nehrin güneyinden veya kuzeyinden Mezopotamya’ya taşırlardı.
Mezopotamya’nın kuzeyinde yaşayan Asurlular, ünü bugüne gelen ticaret erbabıdırlar. Onlar, gemi kullanmadılar. Sadece karada, eşek ve kervan vasıtası ile mallarını Mezopotamya’nın bölgelerine sevk ettiler.
Mezopotamya’da şöyle bir adet vardı: gemiyle veya kervanla ulaşan mallar, üst sınıftaki insanların evlerinde düzenlenen ziyafetlerde satılırdı. Bu ziyafetlerde muzik ve dans gösterileri olurdu. Şairler ezberden kralların kahramanlıklarını anlatan dizeler okurlardı. Altın kadehlerdeki harika tadda ki tatlı hurma şarabı, evsahibinin şerefine sık sık kaldırılırdı.
Antik Mezopotamya’da yeteri kadar doğal kaynak olmadığı için gerekli ve istenilen malları ülke dışından temin etmek zorunlu idi.



Yazarın diğer yazıları: http://www.ayfertuzcuunsal.com/p/yazilari.html adresinde

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

WELAJANS Web sitesi çözümleri; Sizin de bir web siteniz olabilir. ->>> htt:// www.sitepaneli.net