23 Ekim 2016 Pazar

Antakya'da Kahvaltı Nasıl Olur ?

İlk kez, sonbahar mevsimi Antakya’da geçiriyorum. Aslında ben Hatay’dan ziyade Antakya demeyi seviyorum, öyle anacağım. Evet, Antakya’da sonbahar çok güzel oluyor. Hava zaman zaman rüzgarlı ve serin olsa da çoğunluk güneşli, ılık ve pek keyifli...
Geçen hafta hava raporlarında olmadığı halde yağmur yağdı. Bizim de çatı onarımda olduğu için doğrusu pek endişelendim, ama yağmur o kadar kibar yağdı ki çatımız bir ölçüde açık olmasına rağmen pek bir şey olmadı, sevindik. Burada yağmur genellikle fırtına ile yağar... Bir sağdan, bir soldan, korunmak için ne tarafa döneceğinizi şaşırır kalırsınız. Ağustos ayının sonunda Sarıgül korosu arkadaşlarıma bir çay partisi düzenleyeyim dedim, başıma neler geldi... Tam toplanacağımız sırada bir fırtına ve arkasından göklerden boşanırcasına bir yağmur... Sevgili hocalarımız Ahmet-Şükriye Fakı bize evlerini açmasalardı bir araya gelemeyecektik. Şemsiye filan hak getire... Herkes başına plastik masa örtüsü örtmek zorunda kalmıştı, evinden çıkıp, Fakı’ların evlerine gelebilmek için. Bu olayı burada geleneksel yağan yağmuru anlatmak için yazdım.
            Antakya bölgesi turizm alanı olarak açılmasına rağmen kıyı kesimine birden fazla termik santral yapılması söz konusu. Termik santralin olduğu yerde turizm alanı olur mu? Neyse, inşallah yapılmaz da biz ve torunlarımız bu şahane doğayı bizim gibi keyifle içlerine çeke çeke yaşarlar.
Hatay ilini İstanbul gibi düşünüyorum ben... İstanbul’da da bir yerden bir yere giderken bir-iki saat harcamıyor muyuz? Aynı şeyi Hatay için de yaparız deyip bol bol geziyoruz, inşaattan artan vakitte. Bölgede değişik kahvaltı yerleri bulunuyor, biz de bir kaçını deneme şansını elde ettik.  Özellikle Arsuz bölgesinde çok sayıda yazlık site olması Işıklı köyündeki Dursun’u harekete geçirmiş ve kahvaltı verdiği bir vadi hazırlamış... Vadi nasıl biliyor musunuz? Oturduğunuz yerden ince hoş bir dere akıyor! Siz, arzu ederseniz suyun içinde oturuyorsunuz. Dursun, rahat oturmanız için suyun geçtiği bazı yerlere beton dökmüş. Beton deyince aklınıza yosun gelecek, yok öyle değil, yosun filan yok, çok bakımlı... Ayaklarınızın yüzünden geçecek kadar derin bu su, yani çok yüzeyde... Buz gibi de olmadığı için kahvaltı boyunca ayaklarınız suyun içinde pek rahat oturuyorsunuz. Bu mekana giderken plastik terlik götürmek en akıllıcası... Dursun, ayakkabılarınızı değişeceğiniz gayet güzel bir ortam da hazırlamış, ayağınız çamur filan olmadan her türlü ihtiyacınızı gideriyorsunuz. Mönü oldukça zengin.. Çayı odunlu semaverde veriyor. Ekmekler yufka şeklinde tandırda pişiriliyor, gayet lezettli. Biberli ekmeği, birkaç çeşit peynir, bal reçel türleri, iki çeşit zeytin, domates, biber, salatalık ve daha aklımda kalmayan bir dolu yiyecek, pek nefisler... Servis de güzel... Işıklı köyü, Arsuz’u geçip Samandağ’a doğru giderken Kale’den önceki köy... Dursun’un tabelelarını da görürsünüz.
Antakya’nın Karaksı köyüne gittiğimde artık Sonbahar girmişti. Orada da bir mekan var... Karaca kahvaltı yeri, bahçeden kahvaltı alanına döndÜrilmiş pek güzel bir mekan... Yiyecekler gayet güzel, garsonlar güler yüzlü, ara sıcaklar çok değişik ve bol... Servis yaptıkları ara sıcakların arasında sıcak et türleri de var, ilginç ve lezzetli. Ağaçların üzerinde ki pankartlarda çeşitli sözler asılı... O kadar güzel sözler var ki her birini okumaktan kendimi alamadım. Karaksı’nın en hoş yanlarından birisi de Pazar günleri kahvaltı mekanlarının önlerine kurdukları Pazar. Karaksı köylülerinin getirdikleri ürünler bazıları, mevsim meyveleri –şimdi nar zamanı- buraya özgü bir çeşit Trabzon hurması, taze ve kuru kırmızı biber, yumurta, kuru nane, kırmızı pul biber ve daha yazamadığım bir dolu şey... Karaksı kırmızı biberi meşhurmuş, bir paket de ben aldım. Biraz acı ama olağanüstü lezzetli.

Kahvaltı için gittiğim ve çok sevdiğim mekanlardan birisi de Batıayaz köyündeki Ramazan’ın yeri oldu. Ramazan, tüm Samandağı’nı gören muhteşem bir Amanos tepesindeki bahçesini kahvaltı alanına çevirmiş, çok da iyi etmiş. Manzara süper.... Her taraf yemyeşil, aşağıya bakınca düzenli teraslar görülüyor. Arkanızda Amanoslar, karşınızda Akdeniz... Ramazan’ın yerinden Samandağ’ın Meydan köyü ve kıyısı gözüküyor. Ramazan’da pek nefis şeyler ikram ediyor. Ispanaklı, patatesli ve çökelekli börekleri fevkalade güzel, sac üzerinde pişiriyorlar. Tandırda yaptıkları ve sıcak ikram ettikleri ekmek de çok lezzetliydi. Ramazan’ın en büyük özelliklerinden birisi domates, salatalık gibi sebzeler de dahil herşeyi kendisinin üretiyor dışardan pek bir şey almıyor olması.  Bütün aile çalışıyorlar yiyecekler çok lezzetli. Ramazan’ın bahçesindeki çeşitli meyve ağaçlarından meyve koparıp yiyorsunuz da, şahaneler... Ramazan kebab türü yiyecekler de servis yapıyor. Buraya mutlaka yazmak istediğim diğer bir özelliği ise tuvaleti... Bir tuvalet bundan daha temiz olamaz! Kapak örtüsü dahil herşey var... Lavaboda kullandığı sabun en iyi defne sabunu ve kesilerek küçültülmüş, ergonomik hale getirilmiş. Velhasıl Ramazan’ın yeri pek hoş... Ben hep bildiğim yolu tarif ederim! Vakıflı köyüne gidin, oradan dümdüz devam edin, Hıdırbey’den geçeceksiniz, biraz daha tepeye çıkınca Ramazan’ın yerine gelirsiniz. Yol dar ama, bahçe ile asfalt arasında arabanızı park edecek yer var.

Yazarın diğer yazıları: http://www.ayfertuzcuunsal.com/ adresinde

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

WELAJANS Web sitesi çözümleri; Sizin de bir web siteniz olabilir. ->>> htt:// www.sitepaneli.net