11 Mayıs 2015 Pazartesi

Zevkini Alışkanlık Haline Getirme !

Sabahat Göğüş’ü tanır mısınız? Muhtemelen ismi bir caddeye verildiği için, kulak ve göz aşinalığınız vardır. Yaşı, altmışın üzerinde olan bazı Anteplilerin de İngilizce veya tarih öğretmeni olmuş olabilir.
Geçen gün bir vesile ile onu hatırladım ve minnetle andım. Babamın çok iyi arkadaşı olduğu için ben tanıma şansına erişmiştim Sabahat Hanım’ı. 1908’de Antep’te doğmuş. Evleri bugün Karagöz Caddesi üzerinde bulunan İş Bankası civarında imiş...


 Babası İttihad Terakki üyesi olduğu için, evlerinin orta yerine bir bomba atılmış Antep harbinde... Annesi ve bir kardeşi ölmüş, kendisi de ağır yaralanmış... Sekiz ay, bir mağarada Dr. Mecit Bey tarafından tedavi edilmiş, iyi olmuş.
Sabahat Hanım’ın bir dedesi Taha Efendi; diğer dedesi Battal Bey... Taha Efendi, Merkezi Türkiye Koleji’ne arsa bağışlayan kişi... Sabahat Hanım, Arkeolog olarak Gaziantep’e geldiğinde Kolej Tepe’de hala, Amerikalılar tarafından Arap harfleriyle yazdırılan, boyutları 2 metreye 1 metre olan, mermer levhada:  “Bu okulun arsası Taha Efendi tarafından bağışlanmıştır” yazısı duruyormuş. O levhayı alıp, müzeye kaldırmağına çok pişman olurdu...
Antep harbinde yaralanan bacağının zaman zaman ağrıdığını söylerdi Sabahat Hanım. Evet, annesi ölünce babası yeniden evlenmiş ve galiba Sabahat’tan kurtulmak için onu Adana Amerikan Kız Koleji’ne yatılı olarak göndermiş! Sabahat Hanım’ın Antep’de iken bir köpeği varmış, Kolej’le yazışırken bu köpeğin varlığı belirtilmiş. Sabahat Hanım’ın, Kolej’e giriş yaptığı gün bir köpek gelmiş Adana Koleji civarına... Amerikalılar, “bu Sabahat’ın köpeği olabilir” diye tam on gün bakmışlar köpeğe. Sonra, ona göstermişler: “bu senin köpeğin mi?” diye. Sabahat Hanım bakmış köpeğe ve “hayır bu benim köpeğim değil!” demiş. -Öğrenciye verilen değere bakar mısınız?-
Bana: “Kolej yıllarım isyanla geçti!” derdi. Kolej arkadaşlarını organize eder, sürekli “Amerikalılar dışarı...” türünde pankartlar hazırlayıp, Kolej yönetimini rahatsız ederlermiş. “Sonunda başardım, Adana  Amerikan yatılı kız kolejinin kapanmasına neden olanlardan biri de ben oldum!” diye pişmanlıkla anlatırdı. Sabahat Hanım, Kolej’in kapandığında lise 3. Sınıfa geçmiş imiş. Tahsiline Bursa yatılı Kız Lisesi’nde devam etmek üzere Bursa’ya gönderilmiş. Babasının maddi durumu masraflarını karşılamaya yetmediğinden Antep’te kurulan Maarif Cemiyeti tarafından okutulduğunu söylerdi. Bursa’daki okulda yaşadığı hayal kırıklığını samimiyetle anlatırdı: “Bursa’ya gittim, soğuk buz gibi bir bina... Çok kısıtlı imkanlarla ayakta kalmaya çalışıyoruz... Yıkanmak için sıcak su yok, doğru dürüst banyo yapamıyoruz. Halbuki, Kolej’de öylemiydi? Sıcacık bir yuva idi orası... Misyonerler, ben çok isyankar ruhlu olmama rağmen çok iyi davranırlardı bana/bize... Eğitim kalitesi, yemekler, yaşam şartları herşey farklıydı.” Sabahat Hanım, samimiyetle Adana Kolej’inin kapanmasının büyük hata olduğunu ve kendinin davranışının yanlış olduğunu söylerdi.
Bursa Kız Lisesi’ni bitirdikten sonra Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne gelmiş. O sırada Atatürk, gençlere “Arkeolog” olsunlar diye tavsiyede bulunuyormuş. Sabahat Hanım bu öneriyi benimsemiş ve Alman Yahudi Von Der Osten tarafından kurulan Arkeoloji bölümüne yazılmış. Öğrencilik süresinde hocası Von Der Osten’le Gaziantep ve civarında yüzey araştırmaları yapmışlar. Sakçagözü’ndeki araştırmalarını, Veronica Williams Waachter ile yazmış ve Belleten dergisinin1949 yılında basılan 193-202 nolu sayısında yayınlamış.  Okulu başarı ile bitirdikten sonra Ankara’da üst düzey Devlet memuru olarak görev almış. Sabahat Hanım, fiziken de güzel bir kadındı... O zamanın Ankarası yeni kurulan bir başkent. Yeni yeni Büyükelçilikler açılıyor ve sık sık resepsiyonlar oluyor. Kendisi üst düzey Devlet Memuru olduğu için bütün bu resepsiyonlara davetli... Burada votka-limon karışımından yapılan içeceği pek beğenmiş. Resepsiyon olmayan gecelerde, eve votka ve limon alıp, kendisi yapmaya başlamış. Her nasılsa bu davranışı hocası Von Der Osten tarafından tesbit edilmiş. VeOsten kendisine: “Sabahat,  zevklerini alışkanlık haline getirme” demiş. Sabahat Hanım, yaşamını bu felsefe üzerine kurmuştu diyebilirim.
Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nin tarihinde müzenin 1944 yılında Nuri Mehmet Paşa Camisinde kurulduğu yazıyor. Sabahat Hanım ve babam, müzenin ilk defa Halkevi bünyesinde açıldığını söylemişlerdi. Sabahat Hanım, Gaziantep’te müze açmak üzere görevli gelmiş ve Kendirli kilisesi’nin yanındaki iki katlı okul binasının bir iki odasında açmış müzeyi. Babam, -Zeugma bilinmediği için- Belkıs harabelerinden getirilen heykel parçalarının odaya sığmadığı için koridorlarda sergilendiğini söylerdi. Zaten, babamla tanışıklığı da her ikisinin de Halkevi’nde görev almasından kaynaklanıyor.
Müze, daha sonra Halkevi’ne sığmadığı için Nuri Mehmet Paşa camisine taşınıyor. Bu sırada dedikodunun bini bir para! Belkıs harabelerinden çıkarılıp getirilen mermer heykeller bahçeye dizilince insanlar:  “camiye put getirip dizdi” diye isyan ediyorlar...
Sabahat Hanım, Müze Müdürlüğü görevi sırasında karşılaştığı olumsuz o kadar çok anısını anlattı ki bana... Sadece bir ikisini yazacağım buraya.
Bir anısı Belediye Başkanı Hamdi Kutlar ile (1931-1946)... Hamdi Bey, o zaman tamamen harabe olan Kaleyi yıkmak isteyince, Sabahat Hanım, hemen oraya bir bekçi tahsis etmiş. Hamdi Kutlar: “Bacım, bu kale haraba! Hem pislik saçıyor, hem görüntü kirliliği yaratıyor, mani olma yıkalım burayı, temizliyelim”  diyor... Sabahat Hanım direniyor ve kurtarıyor Kale’yi...
Diğer bir anı, Hafız Tevfik Efendi ile... Boyacı Cami, temiz görünsün diye, oranın imamı olan Hafız Tevfik Efendi, caminin duvarlarını yerden 1-1,5 metre yüksekliğe kadar kireçle boyamış. Sabahat Hanım, bunu görünce “burası tarihi eser, duvarlar hiç kireçle boyanır mı, eşek mi boyuyorsun?” demiş.
Sözünü hiç sakınmadığı diğer bir anı Vali Salih Tanyeri ile... Kale’nin bekçisi saat 02:00 de telefonla  aramış Sabahat Hanım’ı ve “yetiş! Yeni Hanı yıkmaya başladılar” demiş. Sabahat Hanım, uyanıp, giyinmiş, karakola uğrayıp bir de polis almış yanına, doğru Yeni Han’a gitmiş. Bakmış, gerçekten taşları tek tek indirip yıkıyorlar binayı. Müdahale edince yıkan ekipten birisi cebinden Vali Salih Tanyeri’nin imzaladığı ve Han’ın yıkılmasında bir sakınca olmadığı yazılan bir yazı çıkarmış. Sabahat Hanım: “Koy bakiim, o yazıyı cebine... Vali ne anlar bu işten, ben anlarım! Vali yazıldığı gibi bir emir veremez” demiş. Ertesi gün, saat 08:55’te müze aranmış ve Sabahat Hanım, Valilik makamına davet edilmiş. Derhal gitmiş tabii. Vali Salih Tanyeri gayet sıcak karşılamış Sabahat Hanım ve demiş ki: Sabahat Hanım, ben mülki amirim, Vali bu işten ne anlar diyemezsiniz” demiş. Sabahat Hanım, hiç istifini bozmadan: “Anlamazsınız tabii! Anlasaydınız yıkım emri verir miydiniz? Ayrıca, kanuna bakın, benim bu konuda çok geniş yetkim var” diye eklemiş. Salih Tanyeri, “tamam, o halde beni aydınlatın, ama Vali bu işten ne anlar demeyin!” demiş. Sabahat Hanım, Gaziantep’te tarihi eserlerin korunmasında Vali Tanyeri’nin çok desteğini aldığını söylerdi...
Sevgili Sabahat Göğüş, ışıklar içinde uyu, ama sakın bu tarafa bakma...! Neler oldu neler... Hatta, mozaiklere botoks bile yapıldı...


Yazarın diğer yazıları: http://www.ayfertuzcuunsal.com/ adresinde

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

WELAJANS Web sitesi çözümleri; Sizin de bir web siteniz olabilir. ->>> htt:// www.sitepaneli.net