10 Şubat 2014 Pazartesi

Armen Aroyan Ödül Aldı

Anneannesi ve dedesi; Babaannesi Antepli, ismini aldığı dedesi Cibinli Ermeni olan Amerikalı Armen Aroyan Antep’e ilk kez 1987 yılında geldi. Tantıştığımız o tarihten itibaren de hiç bağımızı koparmadık. Kendisi master yapmış  bir elektronik mühendisiydi. Dünyanın birçok ülkesini görmüştü. Türkiye’ye gelince gezmek, tanımak ve geçmişini keşfetmek istemişti.

                1988 yılında davetlim olarak bir arkadaşıyla geldiğinde, kendisini Cibin’e götürmemi istemişti, Halfeti’nin bir köyü olan Cibin’in ismini ilk kez Armen’den duymuştum! Bana Antep’le ilgili “A brifier history of Aintab” kitabının ilgimi çekeceğini düşündüğü bölümlerinin fotokopisini gönderdiğinde çok sevinmiş, kitabın bazı kısımlarını Türkçeye çevirip, Sabah Gazetesinde yayınlamıştım. Hatırlıyorum, o çeviriyi yaparken, kendi kültürümü keşfetmenin heyecanını ve keyfini yaşamıştım. O sırada, iş adamı bazı Sabah okurları beni aramış bu yazıları mutlaka kitaba dönüştürmemi istemişlerdi.
                1990 larda Armen’in çalıştığı uçak fabrikası Boing firmasına satıldı. 25 bin kişi ile birlikte Armen’de işsiz kaldı. Önce, pek üzüldü. Sonra, “yaaa bu benim hakkıma hayırlı oldu. Firmamım ürettiği bir helikopterin üzerinde yer alan, dağların ötesinde ki hedefleri belirliyen elektronik aletin bir hatasını bulmak benim altı ayımı alıyor. Ve, hayatımı kazandığım bu işi sevmiyorum. Ben, gezmek, keşfetmek ve yeni insanlarla tanışmaktan büyük keyif alıyorum. Bana yardım eder misin? Türkiye’ye Ermenileri getireceğim. Gelip, havayı solusunlar, yemekleri yesinler, insanları tanısınlar...” dedi. Kabul ettim ve bugüne kadar yaklaşık 1500 Ermeni, Amerika’dan, Fransa’dan, İngiltere’den, Avusturalya’dan, Lübnan’dan ve hatta Ermenistan’dan Armenle birlikte gelip ülkemizi gezdiler.
                Benim, iki satırda yazdığım bu olay aslında bir tarihin başlangıcı oldu. Ve Armen Aroyan, 9 Şubat 2014’te Kaliforniya’da ileri gelen Ermenilerin oluşturduğu bir topluluktan, Eskijiyan Müzesinde ödül aldı. Ödül törenini ve orada konuşulanları ayrıca yazacağım, ancak bu yazıda Armen’in Türkiye/Antep tarihini anlatmak istedim.
                Armen’in dedesi Armenag Aroyan, Antepdeki Merkezi Türkiye Kolejinden mezundu. Bir süre Cibin’de, Hacın’da öğretmenlik yaptıktan sonra Kahire’de bir İngiliz firmasında iş buldu ve oraya yerleşti. 1895’te ki Balta harbinden müthiş tedirgin olan bazı Ermeni aileler Antep’i terk ettiler. Bunların içinde ilerde Armenag Aroyan’ın karısı olacak Gülenya Güzelimyan’ da vardı. Gülenya, bugün Amerikan Hastanesi’nin bir bölümü olarak kullanılan binada yer alan Kızlar Kolej’inde okumuştu. Gülenya-Armenag Aroyan Kahire’de evlendiler. Bu evlilikten, Armen’in babası Albert Aroyan doğdu. Albert Aroyan, oğlu Armen onu Amerika’ya götürünceye kadar Kahire’de yaşadı.
                Evet... hikaye çok uzun ve acıklı... Şunu yazmak istiyorum: Amerika’da ve dünyanın diğer yerlerinde yaşayan Ermenileri, doğduklarından beri düşman bildikleri, hınç duydukları ve hatta nefret ettikleri bir ülkeye gitmek için ikna edip: “gelin nenenizin, dedenizin yaşadıkları, suyunu içtikleri toprakları görün, insanlarını tanıyın” demek, Armen’den önce neredeyse hayaldi... Armen onu gerçek yaptı.
                Armen’in ödül aldığı törene yaşlılığı nedeni ile katılamayan, ancak ona bir e-posta gönderen Jack Bournazian, benim bilmem kaç parağraf yazıp anlatmaya çalıştığım olayı gayet güzel özetlemiş. Bakın Bournazian ne diyor:
                Sevgili Armen,
                Sen, Ermeni bir çilingir gibisin. Barış yapmaktaki yeteneklerini hiç bıkıp usanmadan, kapalı kapıları açmak için kullandın. Bu, bizim için kapalı olan kapıların ardında kişisel tarihimiz, hatta kimliklerimiz vardı. Her birimiz eski memleketimiz hakkında hikayeler işitmiştik, ama onlar bizim için masaldı. Gerçekten oradaki meyveler çok lezzetli miydi? Gerçekten havası çok mu güzeldi? Gerçekten sularını içince insan mest mi olurdu? Ailelerimizin bize anlattıkları efsaneydi, bize zaman ve mesafe olarak çok uzaktı. Bize uzak olan, konuşulmayan bu geçmiş, aynı zamanda çok zalimdi. Biz, her zaman kapalı kapının ardındaki gerçeği özledik. Bu özlem, kendimizi, nereden geldiğimizi bilmek içindi aynı zamanda. Bu adımı atarken atalarımızın bir tehdit olarak algıladığı düşünceyi de bozuyorduk eş zamanlı... Elimizi kapının koluna koyduğumuz halde kapının kilidini açamamıştık. Derken, hayatımıza sen girdin ve herbirimize hayatımızı etkileyecek bir anahtar verdin. Bu anahtar, açmaya cesaret edemediğimiz, hiç açılmayacağını düşündüğümüz kişisel geçmişimizin kapısını açtı. Bu yasaklı kapılar seninle ardına kadar açıldı. Biz de, eşikten atlayıp, yeni bir başlangıç yaptık ve derin bir nefes aldık.
                Armen Aroyan’ın ödül almasıyla ilgili, Aykut Tuzcu, Murad Uçaner ve Sarkis Seropyan’la konuştum.
                Aykut Tuzcu: “Armen’i tanıdıktan sonra bize çok uzakta olan, bilmediğimiz Ermeni olaylarının bilincine vardım. Doğru, yalın bilgiye ulaştım.
                Armen’le aynı kökten, Mezopotamyalı olmaktan keyif aldım. Geçmişte yaşanan onca acı olaya karşı, onun barışcıl girişimleri ve olaylara pozitif bakması beni çok etkiledi. Özellikle, memleketi olarak benimsediği Gaziantep’e her sene en az dört defa gelmesi beni hep mutlu etmiştir. Armen, bizim ailemizden birisi artık... İki toplum arasında barış yapmaya da ömrü müsade ettiği sürede devam edecek herhalde.”
                Murad Uçaner: “Ben, Antep tarihini Armen’den öğrendim. O, benim ustam, hocam, rehberim oldu. Sıkıştığım noktada Armen’e hiç çekinmeden başvurabiliyordum. Kaynak bulmada, kitap temin etmekte çok yardım etti. Armen olmasaydı Antep tarihini bugün ki bildiğim kadar bilemezdim. Kişisel görüşüm, barışa gerçekten inanan Armen’in Türkiye’yi ve Antep’i Ermeniler’e çok iyi tanıttığıdır. Onun sayesinde, çok kıymetli Ermeni arkadaşlarımı oldu. Dostluklarımız gün geçtikçe perçinleniyor.”
                Sarkis Seropyan: Armen, paylaşmaktan müthiş keyif alan ve barışa gerçekten inanan iyi bir insan. Beraber Çankırı’ya gittik. Ben, bir şey bulamayacağımızı düşünerek, gitmek istememiştim. O da bana: “olsun gidelim, birşey olmadığını görmek de bir bilgidir” demişti.
                Senede dört defa gelir. Her seferinde bana uğrar, “bak, şurada şöyle bir kiliseye rastladım veya şöyle bir bina gördüm” der. Yani, hiçbir ulaştığı bilgiyi, çektiği fotoğrafı kendisine saklamaz, paylaşır. Öğrenmekten, bilmekten zevk alan bir insandır.”


Yazarın diğer yazıları: http://www.ayfertuzcuunsal.com/p/yazilari.html adresinde

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

WELAJANS Web sitesi çözümleri; Sizin de bir web siteniz olabilir. ->>> htt:// www.sitepaneli.net