29 Kasım 2013 Cuma

Belediyelerin birbirlerinden farkları yok !

Süleymaniye ve Vefa semtini gezmeye devam ediyoruz. Hani bir reklam var: “Yok aslında birbirimizden farkımız, ama biz ......... Bankasıyız”. Gezerken fark ediyorum ki, Belediyelerin de birbirlerinden farkları yok. İşte, Belediler arasında fark olmadığını anlatan Süleymaniye’nin hikayesi...


Süleymaniye/Vefa Semti, İstanbul’un en eski semtlerinden birisi ve 1987 yılında koruma altına alınıp, restore edilebilmesi için UNESCO, ev başına 10 bin lira vermiş. O zaman bütün ahşap konak ve evler, restore edilebilir haldeymiş. Belediye Başkanı Bedrettin Dalan, parayı tutmuş ve katiyen semt sakinlerine vermemiş. Şimdi pek kalmamış, ama 1987 senesinde restore edilmeyi bekleyen bayağı ev varmış. Demek istediğim, ev sayısı fazla olunca UNESCO’nun verdiği para da bayağı bir yekunmuş. Evler, birbir çöker, yanar ve yokolurken, 2005 yılı olmuş... Bu sefer, UNESCO yine iyi niyetle ev başına 250 bin lira restorasyon parası vermiş. Kadir Topbaş Başkanlığındaki Belediye bu parayı yine semt sakinlerine vermemiş. Netice olarak, semtte bulunan Kayserili Ahmet Paşa Konağı restore edilmiş ve Belediye tarafından kullanılıyor. Geri kalan evler yıkılmayı bekliyor! Semt sakinleri, hem evlerini, hem o güzel yaşamlarını kaybetmişler... Ortalıkta bir sürü çökmeyi bekleyen ev ve yıkılan evlerin yerinde geçici otoparklar görünüyor.
Yurt dışından gelen, restorasyon veya iyileştirme amaçlı paralar işte böyle yerine ulaştırılmadan yok ediliyor. Bizimle konuşan, babasının dedesi Süleymaniye Semtli, ismini vermeyen adam, anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyordu... Adam, o kadar çaresizdi ki, dinlerken biz de etkilendik ve ülkemizde neden, Avrupadaki gibi Ortaçağ evlerinin, binalarının olmadığını daha iyi anladık.
Kayserili Ahmet Paşa Konağı, gerçekten çok güzel... Özellikle tavan süslemeleri ve duvarlara bizzat yapılan tablolar harika... Biz gezerken, konağın halen bir bölümünün restore edildiğini gördük.
Süleymaniye semtindeki en güzel eser, kuşkusuz Mimar Sinan tarafından yapılan Süleymaniye Camii. Ayakkabı çalınmasına engel olamadıkları için, girişte poşet veriyorlar, ayakkabınızı poşetin içerisine koyup, elinize alıyorsunuz. Tabii, Camii muhteşem, Sinan’ın Camiiyi inşa ederken yaşadığı evreler de güzel, ama en yakışanı, fevkalade temiz tuvaletler. Hayret ettim, İstanbul gibi yerde, bu kadar temiz Camii tuvaletine rastlayabilmek gerçekten beni şaşırttı. Demek ki isternirse oluyor...
Süleymaniye Camiinin çok yakınında Mimar Sinan’ın mütevazi türbesi var. O kadar eser yaratan, tüm dünyada mimarlık fakültelerinde eserleri ve yaşamı öğretilen büyük adamın, o denli mütevazi mezarı, insanı derin düşünelere itiyor..
Süleymaniye/Vefa Semti, restorasyonu için Birleşmiş Milletler tarafından verilen paralar iç edilince, çok perişan halde şimdi... Sokaklarda çamaşırlar asılı, etraf hiç de temiz ve bakımlı değil... Bütün bu kaostan bir anda çıkardı bizi, rehberimiz Cansen Hanım. Süleymaniye’de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinin Alfred Heilbronn adına adadığı bir Botanik Bahçesi var... İçeri girince, cennete filan geldiğinizi düşünüyorsunuz... Fevkalade güzel bitkiler, serada size gülümsüyor. Sinek yiyen çiçekten tutun, kahve ağacına, sadece su içinde büyüyen bir dolu çeşit bitkiye kadar her türlü bitki var botanik bahçesinde... Ya, Haliç’i tepeden gören konumuna ne demeli... O kadar güzel manzarası var ki, ne yana bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Seranın içi, tropikal iklime uygun sıcak ve çok rutubetliydi. O nedenle ektikleri tüm bitkiler adeta çoşuyordu...
Elimize, Alfred Heilbronn botanik bahçesini anlatan çok güzel bir kitapçık verdiler. Botanik bahçesi, canlı bitki koleksiyonlarının barındırıldığı yer demekmiş kısaca. İlk ortaya çıkışları da 16. Ve 17. Yüzyıllarda, Avrupalıların sömürgelerinden getirdikleri bitki örneklerini korumak için oluşturdukları tropik koşullu bahçelerden olmuş. Tabii, sadece göze hitap etmemiş botanik bahçeleri, aynı zamanda bilim adamları bitkileri sınıflandırıp, isimlendirmişler de... Botanik bahçesine tekrar tekrar gitmek isterim doğrusu, o kadar hoşuma gitti...
Vefa Semtinde gördüğümüz bir başka eser de Kalendirıye Camisi idi. Eski bir kiliseden camiye çevrilen eser, çok önemli bir yapı imiş...Fransisken mezhebinin kurucusu bizzat buraya gelip, mezhebi yaymış... Nitekim, Antep’deki Kendirli Kilisesi’de Fransisken mezhebine mensup kişiler tarafından yaptırılmıştı...
Biraz üzüldük, biraz ferahladık, İstanbul’un bir semtini daha tüm halleriyle öğrendik, Cansen Hanım’a tekrar tekrar teşekkür ediyorum.


Yazarın diğer yazıları: http://www.ayfertuzcuunsal.com/p/yazilari.html adresinde

1 yorum:

  1. Ayfer im,

    Bugün kü yazımda sizden de bahis var.
    Kolay gele.

    Laubali anne

    YanıtlayınSil

WELAJANS Web sitesi çözümleri; Sizin de bir web siteniz olabilir. ->>> htt:// www.sitepaneli.net