27 Ocak 2013 Pazar

Antep'li bir ressam ve kaybolan meslekler



“Kaybolan Meslekler ve Son Ustalar” Antepli ressam Mehmet Ali Diyarbakırlıoğlu’nun senelerdir üzerinde çalıştığı konunun başlığı. Diyarbakırlıoğlu, kaybolan meslekleri tesbit edip, onların ustalarını uzun zaman gözleyip, çok güzel tablolar ortaya çıkarmış. Yok olan meslekleri bulmak; onlara ait araç gereç toplamak, mesleği icra edenlerin video ve fotoğraflarını çekmek için de sayısız seyehatlar yapıp, zaman harcamış.

Mehmet Ali Bey’in ailesi gerçekten de Diyarbakır’dan gelmiş. Şu anda, Diyarbakır’ın restore edilmiş en popüler mekanlarından birisi Hasan Paşa Hanı, onun büyük dedesinin ismini taşıyor.
Büyük tesadüf eseri, Diyarbakırlıoğlu ile buluştuğumda yanımda sevgili arkadaşım Nurten Özkeçeci’de vardı. Nurten, Mehmet Ali Bey’i Gaziantep Lisesinden tanıyor. Onun öğrencilik yıllarında çıkardığı gazeteyi hakkında sohbet edecek kadar net hatırlıyor. Onlar konuşurken, ben de 60 lı yıllarda çıkarılmış çok nitelikli okul gazetesi tanıma fırsatı buldum.
Sağolsun, Mehmet Ali Bey, bana bazı tablolarının basılmış sergi kataloğlarını, bazılarının ise fotoğraflarını verdi. Bir akşam oturdum, uzun uzun inceledim onları. Tablolara hayran olurken, gözümün ıslanmasını ve burnunum hafif sızlamasını önleyemedim. Neden? Çocukluğumu hatırladım çünkü. Kendimi Annemin elinden tutmuş, Uzun Çarşı, Bakırcılar Çarşısı yani kısaca Kaleden Arasaya doğru uzanan bölgede gezerken buldum. Diyarbakırlıoğlu, ne güzel gözlemlemiş... Bir küçük dükkan, içerisinde yüzünde çok karakteristik ifade taşıyan bir usta, üzerinde Anteplilerin “saya” dediği önlük, örneğin kitap cildi yapıyor. Önünde ki masada kitap sayfaları duruyor. Masanın üzerinde, bir tarafta makas, diğer tarafta bir bobin iplik, tutkal, kitabı ciltledikten sonra muntazam kurumasını sağlamak için, manuel olarak çalışan bir nevi pres, sıkıştırma makinası, mengene... Cilt ustasının hemen yanındaki duvarda duran rafta, adamın daha önce ciltleyip üzerlerini yazdığı kitaplar...
Bir başka resimde, örtülü masasına yerleştirdiği daktilosunu yazan bir arzuhalci var. Yanında iki kadın ve bir çocuk bulunuyor. Kadınlardan birisi kürsüde oturmuş arzuhalciye derdini anlatıyor. Arzuhalcinin mekanı, sokak... Üzerinden sarmaşık sarkan bir duvarın dibine yerleştirmiş masasını... Tablo o kadar gerçek ki, oturan kadın, derdini anlattıktan sonra, adamın yazdığı dilekçeyi alacak, parasını da ödeyip gidecek!
Süpürgeci tablosundaki dükkanın duvarının hafif sıvası dökülmüş. Usta, renkli bir savanın üzerinde oturuyor. Yanında bir dolaba sarılmış ip var. Süpürgeci ustasının yanında özel yapılmış bir iki alet de duruyor. Bu usta önlük giymemiş, süveter giymiş. İmal ettiği süpürgeleri de bir tarafa yığmış.
Yine sokak, yine bir duvarın önü. Duvardaki küçük pencerede Anteplilerin “bahdenizli pisik” dediği tekir kedi oturuyor. Tahta kutulu bir makina ile fotoğraf çeken bir adam... Adamın eli, siyah örtünün içinden tahta kutuya uzanıyor. Bir taraftan da iyi dille, gayet yumuşak ifadelerle müşterisine birşey anlatıyor herhalde. Biraz beklersek, çektiği fotoğrafı siyah-beyaz formunda tabedilmiş olarak bize verecek !
Körükçü ustası bağdaş kurup yere oturmuş, önünde 30-40 santim yüksekliğinde 50-60 santin çapında bir kütük duruyor. Ustanın bitirdiği körükler duvarda asılı. Elindeki körüğü ise, üzerinde kesici tel de olan bir aletle düzeltiyor. Körüğün ağız kısmına yakın yerine deri parçası çakmış ve tamamen şekillendirmiş körüğü. Çoğu dükkan da olduğu gibi burada da duvarda Saatli Maarif Takvimi asılı.
Evet, katoloğlarda harika resimler var: Gergef işleyen kızlar; koku satan adam, semerci, zembilci, tabelacı, sandalyeci, kafesdeki tavşana niyet çektiren adam, harat, marangoz, radyo tamircisi, alaca dokuyan adam, çömlekçi, terzi ve daha niceleri...
Tabloları anlatırken yerim bitmeye geldi... Mehmet Ali Bey’in resim yapmaya başlaması, Ortaokul’da resim öğretmeni Nevzat Arı’dan yardım istemesiyle başlıyor. Nevzat Hanım, ciddi şekilde ilgileniyor Mehmet Ali ile... Ona bir sürü tablo yaptırıp, teknik anlatıyor. Sonra, bir yere geliyorlar ve Nevzat Hanım: “Sen beni geçtin, bundan sonra ki aşamada ben sana faydalı olamam, sana daha profesyonel birinin yardım etmesi gerek” diyor. Gaziantep Lisesinde enstitü mezunu bir resim öğretmeni var, ona müracaat ediyor, ama adam hiç ilgilenmiyor bu genç yetenekle...
Yılmak yok, Diyarbakırlıoğlu çalışmalarına devam ediyor, ikinci sergisini Halkevinin karşısındaki Sıhhi müzede açıyor. O sergiyi gezen bir bakırcı ustası, ona kartını verip, dükkanına davet ediyor. Mehmet Ali, artık part time çalışan bakır işleme ustası oluyor. Yaşamında önemli bir aşama bu kısım. Zira, kabiliyetiyle para kazanıyor. Genellikle bakır üzerine işleme yaparken şablon çizilirmiş, halbuki Mehmet Ali, bakırın üzerine yaptığı işlemeleri şablon çizmeden gerçekleştiriyor. Bu büyük yeteneği bir gün dükkanın önünde çalışırken Yıldız porselende çalışan bir hanım tarafından keşfediliyor. İstanbul’a gelirse kendisine uğraması öneriliyor. İstanbul’da yeteneğini takdir eden birinin varlığı, ona özgüven veriyor. İkinci defa İstanbul’a gelip, önce kursa yazılıyor. Kursta, “derse ihtiyacı olmayacak kadar bilgili ve yetenekli olduğu” için hem yatırdığı parası iade ediliyor, hem de kurstan muaf tutuluyor. Nitekim yapılan sınavda 1852 kişinin arasında birincilikle kazanıyor Güzel Sanatlar Akademisinin sınavını.
Bir başka yazıda Diyarbakırlıoğlu’nun tablolarını biraz daha anlatmak istiyorum. Kaybolan meslek guruplarını resimleştirip bütün detaylarıyla bize ulaştırmasını çok özümsüyorum. Gaziantep’te Aralık 2012 de açtığı sergi, gezici bir müze gibiymiş. 1990 dan beri biriktirdiği meslek guruplarının kullandıkları alet ve ürünleri de beraberinde getirip sergilemiş. Kaybolan meslekleri tesbit ederken, video ve fotoğraflar da çekmiş. O videoları bir araya getirip, profesyonelce seslendirip bir de kendi çapında belgesel yapmış. Bütün bunları Gaziantep’e getirmiş, ama başta Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere Antepliler pek ilgi görtermemiş sergiye. Asım Bey, “benim nikaha gitmem gerek” diye sergi salonun tam olarak içine bile girmeden dışarı çıkmış.
Antepli, son derece yetenekli, övülesi bir ressam... Kültürümüzde kaybolan öğeleri bize, bütün ince detaylarıyla gün yüzüne çıkarıp sergiliyor ve biz hiç ilgilenmiyoruz. Kültürü ve sanatı algılamanın bize, yaşamak için muhtaç olduğumuz, oksijen ve su kadar gerekli olduğunu ne zaman anlayacağız acaba?


Yazarın diğer yazıları: http://www.ayfertuzcuunsal.com/p/yazilari.html adresinde
WELAJANS Web sitesi çözümleri; Sizin de bir web siteniz olabilir. ->>> htt:// www.sitepaneli.net