6 Mart 2017 Pazartesi

Gaziantep'te bir kaçakçılık hikayesi ve Safiye Ayla

60’LI YILLARDAN BİR KAÇAKÇILIK HİKAYESİ...
Ayfer Tuzcu Ünsal
            Size,1960’lı yılların ikinci yarısında Gaziantep’te geçmiş bir hikaye anlatacağım bu yazıda. Bahçelievler Gaziantep’in en güzel semtlerinden birisi... Daha doğrusu evlerin yeni yapıldığı en popüler semt diyelim... O yıllarda eski geleneksel, bir avlunun (hayadın) etrafına dizilmiş odalardan oluşan Antep evleri terk edilip, apartman tipi evler yapılmaya başlandı. 


Hayatlı evlerin aksine bu tür evlerde, tüm oda, banyo ve tuvaletin aynı kapalı mekanda olması yaşama kolaylığı sağlıyordu. Bahsettiğim evler tek katlı olabildiği gibi iki veya üç katlı da olabiliyordu. Ev diyorum, çünkü benim çocukluğuma denk gelen bu yıllarda apartmanlar bugün ki gibi on beş katlı olmaz en fazla iki veya üç katlı olurdu. Yaşım büyüdükçe apartmanların kat sayısı da arttı ve bugün ki hiç de hoş olmayan görünümüne büründü. Ben de çocukluğumu –ilkokul yıllarımı- böyle bir apartmanda geçirmiştim. Atatürk Bulvarı üzerinde bugün ki Tuğcan Oteli’nin yanında Samet Göğüş’ün apartmanında otururduk. Yükseklik farkından dolayı, cadde üzerinde dört kat olan apartman, arkadan altı kat idi yanlış hatırlamıyorsam.
            Aaa bu arada Bahçelievler, Akyol İlkokulu’nun arkasından Amerikan Hastanesi’nin tepesine kadar çıkan lokasyondadır. İşte orada ki üç katlı evlerden birisi anlatacağım hikayenin mekanı... Mekan olan mini apartmanımızın en üst katında evin sahibi oturuyor, orta katta aynı yaşlarda başka bir aile en alt katta da o yıllarda Kilis hududunda görev yapan bir teğmen ailesi oturuyor. -Kilis, il oluncaya kadar Gaziantep’in kazası idi...-Teğmen Timur’un oturduğu ev, iki oda bir salon ve aynı Samet Göğüş apartmanı gibi, kot farkından dolayı cadde seviyesinin altında, caddeye penceresi yok...
            1956 yılında çıkan bir kanunla sınır, kıyı bölgelerinin güvenliğini sağlama, kaçakçılığı önleme ve takip etme görevleri Jandarma Komutanlığına veriliyor. O nedenle Timur’un Jandarma Teğmen olması muhtemel. Ayrıca kendisini tanıtırken “ben komandoyum” diyor. Bir gazeteci arkadaşım “o zaman komando yoktu” dedi. Araştırdım, Foça Jandarma Komando okulu 1963 senesinde kurulmuş. Benim bahsettiğim olay 1968’de geçmiş, Timur komando olabilir.
            Kilis sınırında yüklü bir miktar kaçak külçe altın yakalanıyor. Altın kaçakçılığını yapan adam külçe adedini söylüyor. Kaçak altını sayıyorlar, 2-3 külçe eksik... Jandarma Komutanı Timur’a soruyor: “kaçakçının ifadesine göre buradaki altının külçe sayısı şu olmalı, halbuki yakalanan 2-3 külçe eksik.” Timur, yemin billah ediyor, “bizim yakaladığımız bu idi” diyor. 1968’zin bir gündüz vakti, Jandarma Timur’un Bahçelievlerdeki evini basıyor. Gündüz olduğundan tüm komşular olayı görüyor ve aşağıya Timur’un evinin baktığı bahçeye iniyorlar, ne olduğunu anlamaya çalışmak için. İşte tam bu sırada Timur’un karısı nasılsa dışarı çıkıyor ve üst katında oturan hanıma içi mücevher dolu bir kese uzatıyor. Hanım, keseyi almakta sakınca görmüyor, çünkü Timur’un karısı çok zengin bir kadın ve mücevherini de annesinden kalma... Ancak, hanım, mücevher kesesi elinde ne yapacağını şaşırmışken, merdiven altındaki kömürlük aklına geliyor. Usulca kalabalıktan ayrılıp, kömürlüğün kapısını açıp, olanca hızıyla keseyi kömürlüğün en dibine fırlatıyor. Bu sırada, iki odalı evin her yeri külçe altını bulmak için aranıyor, arada komutanın sinirli sesini duyuyor dışardakiler... Komutan kızgın zira aradığı külçe altını bulamıyor. Derken komutan bir sandalyeye oturuyor. Sandalyesi üzerinde radyo duran bir masanın yanında... O sinirle elini masanın üzerine vurup: “kayıp olan 2-3 külçe altın bu evde ama bulamadık” diye bağırıyor. Tam bu sırada, vuruşun şiddetine dayanamayan radyonun içinden “güm” diye ses geliyor. Komutan hemen radyoyu söktürüyor ve evet, külçe altınlar radyonun içine saklanmış! Timur’u alıp götürüyorlar.
            Hikayenin buraya kadarını mücevher kesesini kömürlüğün en dibine fırlatan hanım anlattı bana. Ve, “Timur, hapisdeyken mektupla Safiye Ayla’ya aşk ilan etmiş. Sonra hapisten çıktı, onunla yaşadı, o fedakar, hapisdeyken annesinden kalan mücevherleri satarak kendisine bakan karısını da boşadı” dedi.
            Ben, pek bir merak ettim bu hikayeyi... İnternette Timur ve Safiye Ayla birlikteliğine ait pek bir şey bulamadım. Ama, Safiye Ayla’nın hayatını anlatan Nalan Seçkin’in yazdığı “Musalladan Şöhrete Safiye Ayla” kitabını buldum. İyi ki de bulmuşum, pek ilginç bir kitap, neler anlatıyor Safiye Ayla... Eeee tabi ki Timur’u da anlatıyor.
            Safiye Ayla’nın anlattıklarına göre, Timur’da kendisine mektuplar yazıp, hayranlığını dile getiren mektuplar alıyor. Bir süre sonra, Safiye Ayla bir turneye çıkıyor. Turne sırasında ziyaret edeceği yerlerden birisi de Gaziantep. Bu arada kendisine mektuplar yazan Timur’un altın kaçakçılığından hüküm giydiğini ve askeri cezaevinde yattığını öğreniyor.
            Timur, komando olduğunu söyledi ya, Safiye Ayla bunun ne manaya geldiğini bilmiyor. Komandonun manasını kendine göre daha kültürlü olduğunu düşündüğü bir kadına soruyor. Kadın, komando komünist demektir diyor.
Gaziantep’deki konserin ertesi günü Timur bir er vasıtasıyla bir demet glayöl gönderip, randevu talep ediyor. İsteği kabul eden, Safiye Ayla, Timur’u mini etekli, afro taranmış saçlarla kabul ediyor. Esmer, uzun boylu komandoyu yakışıklı bulmamış Safiye Ayla. Timur’da “ben size çiçek yerine nazar boncuğu getirmeliymişim” demiş.
            Timur’a ne iş yaptığını sormuş Safiye Ayla, Timur doğru dürüst cevap veremeden gevelemiş. Meğer mektuplarını sanki hapiste değilmiş gibi yazıyormuş Safiye Ayla’da yalan söylediğini yüzüne vurmuş.
            Konuşma sırasında hapishaneden sırf Safiye Hanım’ı görmek için izin aldığını, iki çocuğu bulunduğunu ve karısından ayrılmak üzere olduğunu da söylemiş.
            Dikkatinizi çekerim, o sırada Askeri hapishanede... Biraz konuşup sohbet ettikten sonra ertesi gün Safiye Ayla’yı Askeri hapishaneye davet etmiş Davet üzerine Safiye Ayla, Timur’un kaldığı hapishaneye gidip odasını da görmüş. Odada keklik, çiçekler ve kitaplar varmış. Hatta, Safiye Hanım’a çay da ikram etmiş. Timur, bir iftiraya uğradığını söylesede Safiye Ayla, külçeleri çaldığını doğrulatmış.
            Ayla, İstanbul’a döndükten sonra gelen çiçeğin ve mektubun sayısında büyük artış olmuş. Safiye Hanım, bir taraftan çiçek ve mektupları kesmesini isterken diğer taraftan da “hapisten çıkarsan burada odan hazır" mesajı vermiş. Timur’da Gaziantep’ten şartlı tahliye ile serbest kalınca soluğu Safiye Ayla’nın evinde almış!
            Eşi Muhiddin Targan’ın ölümünden dolayı bir boşluk içine düşen Safiye Ayla, Timur’un aşırı ilgisine başta sıcak baksada daha sonra ondan kurtulmak için epey sıkıntı çekmiş. Hatta, uzaklaşmak için gidip bir süre Amerika’da yaşamış.         
            Ayla diyor ki: “Çoğu kimse Timur’un jigolo olduğunu sanırdı. Benden hiç para sızdırmadı. Kiraları ona toplatırdım, içinden sadece dolmuş paralarını alır, gerisini bankadaki hesabıma yatırırdı. Paramı bankada saklamasını da bana Timur öğretti.”

            Evet, hikayemiz böyle...


Yazarın diğer yazıları: http://www.ayfertuzcuunsal.com/ adresinde

1 yorum:

  1. Yazını zevkle okudum. Timur, fizik olarak güçlü ve yakışıklı biriydi. Haksızlık edemem. Akyollu olarak pazar günleri oynanan takımın tüm maçlarını arkadaşlarla izlerdik. Maçlar, Kırkayak arkasındaki toprak sahada oynanırdı. Saha ya Hazinenin ya da Özdil ailesinindi. Lig maçları ise İstasyon Caddesi ile Alleben arasındaki sahada oynanır, 19 Mayıs merasimleri de burada yapılırdı. Daha sonra yıkıldı yerine Kamil Ocak Stadı, yanına Kapalı Spor Salonu yapıldı. Neyse... Akyolspor amatör 2. ligin en güçlü takımı idi. Sonra Akınspor gelirdi. Yöneticilerimiz Haydar Beyaz ve Ökkeş Düzgün takımın hakkını kimseye yedirmezdi. Haydar amca oğlu solak Ökkeş'e sert girenlere sille tokat dalardı. Biz Nar ekşili piybaz yerdik, seyrederken maçları. Timur da Akyolsporun maçlarını izlemeye gelirdi, takımda oynamak istediğini söylemiş, oyunda fiziği ile dikkatleri üzerine çeker, subay diye oyuncular da fazla sert girmezdi. Ben de 'paragöz' olduğunu sanmıyorum. Ama sınır görevi yapıp da kaçakçılardan nemalanmayan görevli pek yoktu.. Safiye'de sesi dışında ne buldu, bilmiyorum. Ama 'Radyonun içinde kaç külçe altın vardı' diye Antepliye sorsaydın ortaya şehir efsanesi çıkardı. Başkarakol'da söylediğin yalana Şehreküstü'de kendin de inanırsın. :)

    YanıtlaSil

WELAJANS Web sitesi çözümleri; Sizin de bir web siteniz olabilir. ->>> htt:// www.sitepaneli.net