2 Kasım 2015 Pazartesi

izmit Körfezi ( 1 )

Sadece birkaç sene oldu onların farkına varalı... Farkında olduklarım şehirli köylüler... Şehirdeki, kasabadaki herşeylerini yüzüstü bırakıp kırsaladoğanın ortasına gidiyorlar. İlk, Aysun the Sütçü’yü tanımıştım köye göçen ve inek bakmaya başlayan. Derken Aysun vasıtasıyla Çiğdem Karal’la tanıştım. Onun da şehri bırakıp Dalyan’a göçtüğüne tanıklık ettim.
Çiğdem’de doğanın ortasında kalınca hobisini ticarete dönüştürdü ve Crocus doğal kremlerini yaparak internetten satmaya başladı. Ekim ayının başında peynir kursuna gittiğim Buket Ulukut da şehirden köye göçenlerden, keçi yetiştiriyor, keçi sütüyle peynir yapıp satıyor. Benim tanıyıp ulaşamadığım yüzlercesi var muhakkak, keşke daha fazla şehirli köylü ile tanışabilsem.
            Vicdan Anne -Vicdan Karabudak- ile de Çiğdem Karal vasıtası ile tanıştım. Çiğdem’in sayfasında ki yorumlarda Vicdan Anne diye görüp, takma bir isim olduğunu düşünüyordum. Meğer ismi gerçekten Vicdanmış... Tanıştık ve bir buçuk günlük tatilimizi onun yanında geçirmeye karar verdik. Eskiden harita olurdu, atlasa bakardık, hangi kenti nerede olduğunu içimize sindirirerek öğrenirdik. Şimdi, Google haritası var, ben onu kullanamıyorum! Benim sevgili kocam Google haritasını şahane kullanıyor. Hatta geçen sene, Selaniklilerin bilemedikleri bir yeri, Google haritasından bulup, bizi oraya götürmüştü. Bu seferde yine Google haritasından Vicdan Anne’nin yaşadığı Yenikaramürsel bölgesini eliyle koymuş gibi buldu... Ben ise, Yenikaramürsel’in Marmara Deniz’inin güneydoğusunda olduğunu yaşayarak öğrendim. Yolu kısaltmak amacıyla Yalova’ya feribotla geçtik. Yalova’dan sonra Çamdibi köyüne kadar aşağı yukarı bir saat gittik. Yol daha muntazam diye Çamdibi köyüne kestirme yol yerine uzatarak Yenikaramürsel’den gittik. İyiki de öyle yaptık. Yenikaramürsel’den sonra dağa tırmanmaya başladık, bir ara ne oldu bilmiyorum, dönüp arkama baktım. Ve Aman Allahım, müthiş bir manzarayla karşılaştım! İzmit körfezi ve yeni yapılmaya başlayan köprünün ayaklarını gördüm. Arabayı oğlum kullanıyordu: “Aman dur da fotoğraf çekeyim” diyemedim! Üzerinde bulunduğumuz yol, gayet dar ve iki araba ancak geçebiliyor, oğlum nasıl ve nerede dursun? Sürekli yola bakıp, uygun bir yer arıyorum durmak için ama yok! Nasıl içim geçiyor, fotoğraf çekemiyorum diye, eşimi ve oğlumu da huzursuz ediyorum! Özellikle eşim, “merak etme mutlaka bir seyir balkonu, tepesi vardır, bu kadar güzel manzaraya seyir terası mutlaka yapmışlardır” diye bana ümit veriyor sık sık... Kafamdan neler geçiriyorum, ilk uygun yerde duralım, manzaranın görünüşüne göre, ben gerekirse geldiğimiz yöne doğru yürüyüp fotoğraf çekeyim. Veee mutlu son! Tam tepe bir yerde Belediyeye ait sosyal bir tesis görüyoruz, içeri dalıp, arabamızı uygun bir yere parkediyoruz. Ohhh, nihayet manzarayı gönlümce seyredebileceğim bir yere geldik... Fotoğraf makinamı alıp, gönlümce kesintisiz basıyorum deklanşöre... Yeteri kadar fotoğraf çektiğime kanaat getirince etrafa bakmaya başlıyorum... Aaa, güzel bir restoran var burada... Aslını sorarsanız  mimarisi yöre ile ilgisi olmayan, gözü tırmalamayan beton yığını şeklinde bir yapı. Şimdi böyle... En olmadık yerlere gayet modern görünümlü beton yığınlarını yerleştiriyorlar. Halbuki Türkiye’de azımsanmayacak çeşitte yerel mimari var. Ve biz bunların hiçbirinin izini yeni yapılan binalarda süremiyoruz.
            Konuyu dağıtmaya pek meraklıyımdır! Tekrar manzaraya dönelim: İzmit Körfezi’ne yeni yapılan köprü, İstanbul’u Batı Anadolu’ya bağlayacak yolu çok kısaltıyor. Zaten yukardan bakınca da yolun ne kadar kısaldığını rahatlıkla görüyorsunuz.  Manzaraya gelince, İzmit Körfezi ve çevresi ne kadar güzelmiş meğer, daha önce hiç farkında olmadığım bir yer buraları... Yaklaşık on sene evvel, Armen Aroyan ve konuğunu İznik gölü civarına götürmüştük. Oralar da pek güzel, hoşuma gitmişti. Ama, İzmit Körfezinde böyle nefes kesecek manzaralar olduğunu ancak gidince gördüm. Manzarayı bırakıp gidemiyorum, Vicdan Anne: “nerede kaldınız?” diye sıkıştırıyor. Gitmek üzere arabaya doğru yürürken gördüm ki, restoranın arka kısmında da muhteşem bir orman manzarası var. Buranın dört bir tarafı kartpostal gibi. Uzakta, minareli bir cami ve köy gözüküyor, tıpkı Mehmet Ali Diyarbakırlıoğlu’nun yaptığı tablolara benziyor. Gerçekten etraf, ressam fırçasından çıkmış tablolarla bezenmiş.
            Çamdibi köyüne ulaşınca Vicdan Anne’nin kocası Ayhan Bey karşılıyor bizi ve rehberlik edip çiftlikvari evlerinin olduğu yere götürüyor. Etrafta çok hoş renkli sağlıklı tavuklar ve yaşlı bir köpek görüyorum. Çiçekler ve meyve dolu ağaçlar da pek güzel... Tavuklar, oğulları Levent’e ait ve yumurtaları için besleniyorlar. Levent, vicdananne.com isimli internet sitesinden annesinin ürettiği hünnap pekmezi ve diğer ürünlerin yanısıra köy yumurtası da satıyor. Hünnap pekmeziile Vicdan Anne aracılığığla tanıştım. Biraz araştırınca İngilizcesi jujube olan hünnapın Asya kökenli olduğunu, anti bakteriyel, anti mantar özelliklerinin yanısıra antiseptik ve yara iyileştirici özelliğe de sahip olduğunu öğreniyorum. Ayrıca, muhteşem bir c vitamini deposu, bildiğiniz gibi c vitamini bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
            Vicdan Anne tek kelime ile muhteşem bir kadın... Çok hikayesi var. Nereden başlasam acaba? Solcu olduğu için hapis yatmış, o sırada en büyük oğlunu yeni doğurmuş imiş, bebekle hapise gireceğine onu Karamürsel’de yaşayan bir Alman bakıcıya teslim etmiş. Alman bakıcı ile o kadar yakınlaşmışlar ki, yaşlılık yıllarında Vicdan Anne de Alman bakıcıya hem de kendi evinde bakmış. Bugün Alman bakıcı, köyün mezarlığında, güzel manzaralı bir yerde huzur içinde uyuyor.
            Bu arada, Vicdan Anne’nin ve Ayhan Bey’in bankadan emekli olduklarını yazmalıyım. Karamürsel’i de şehir saydıkları için emekli hayatlarında köyde oturmayı tercih etmişler. Bütün bahçeyi ve tavuğu kendilerinin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla düzenlemişler. Derken, en küçük oğulları Levent, ziraat mühendisi olmuş ve köye gelip, yumurta tavuğu yetiştirmeye başlamış. Levent’in ve kardeşlerinin arkadaşları yıllarca Vicdan Anne’nin sofrasına oturdukları için, onun her türlü yemeğini tatmışlar. Levent, ticarete girince, Vicdan Anne’de ürettikleriyle Levent’in yanında yer almış.
            Vicdan Anne’yi bir yazı daha yazarak anlatayım...

Yazarın diğer yazıları: http://www.ayfertuzcuunsal.com/ adresinde

2 yorum:

  1. Ben neymişim yahu Ayfer Hanım..Bastırmaya ve hatta yok etmeye uğraştığım egom havalandı tekrar..Yazdıklarınız için teşekkür ederim....Sevgiler...:) :)

    YanıtlayınSil
  2. Ayfer Tuzcu Ünsal6 Kasım 2015 00:05

    Vicdan Hanım, sadece duyup, görüp, yaşadıklarımı yazdım... Sizi tanıyınca dolu eksiğim olduğunu fark ettim...

    YanıtlayınSil

WELAJANS Web sitesi çözümleri; Sizin de bir web siteniz olabilir. ->>> htt:// www.sitepaneli.net