30 Mart 2015 Pazartesi

Neen Bahdeniz Demeysiyz ?

Geçtiğimiz 21 Mart günü Gaziantep’te Sevil Turan, Khatchig Mouradian, Atilla Tuygan ve Murat Uçaner’in katıldığı “100 yıllık acı ile yüzleşiyoruz- Antep’deki kültürel çeşitliliğe ne oldu? “konulu bir panel yapıldı.  Orada neler konuşulduğunu pek merak ettim, sağolsun Murat Uçaner kaydedip bana gönderdi. Khatchig Mouradian ise, kendisinin yaptığı konuşma metnini Armenian Weekly isimli internette de yayınlanan gazetede yayınlayıp, benim merakımı giderdi.


         Öğretim Üyesi Khatchig Mouradian’ın Türkçe olarak yaptığı konuşma fevkalade enteresan... Kısa olarak özetlemek istiyorum...

         Mouradian sözlerine “size bir hikaye anlatacağım” diye başlıyor...
         Hikaye şöyle... Siphora ve Nuritsa Antepli Ermeni iki kız kardeş. Her ikisi de ebelik yaparak yaşamlarını sürdürüyorlar. Ebelik mesleğine kardeşinden önce başlayanSiphora 1890’dan itibaren doğum yaptırdığı kadınların ve kocalarının lakaplarıyla beraber isimlerinin, bebeklerinin doğum tarihlerini de içeren muntazam bir defter tutmuş. 1922 yılında alel acele Antebi terk ederken bu defterdeki doğum sayısı tam 4,274sayısına ulaşmış.
         Defterde isimleri yazılı doğum yapan hanımlar şöyle tarif edilmiş: Rapael’in karısı Zaruhie; Nizipli Küçük Nerses’in kızı Ovsanna’nın bebeği; Semerci Avak’ın bebeği; Pilavcı Nerses’in bebeği; Deli Güllü’nün bebeği; Marangoz Minas’ın karısı Khanum,Kuyumcu Harutyun’un bebeği..... ve daha niceleri...
         1915’den sonra Siphora’nın defterinde Ermeni isimlerinden ziyade Müslüman ve Yaduhilerin ismi var: Jandarma Komutanı Kemal Bey’in bebeği; Selanikli göçmen Otelci Mahmut Efendi’nin  bebeği; Yahudi Cabra’nın karısı Sara’nın bebeği...
         1922 senesinde Siphora’nın Antepdeki doğum kayıtları bitiyor. Bittiğini şöyle kısa bir cümle ile belirtmiş: “Antep’te işimiz bitti.”

         Nuritsa ve Siphora  Halebe kaçtıktan sonra orada da ebelik yapmaya devam etmişler. Siphora 28 Mayıs 1940 da Halep’te vefat etmiş, kızkardeşi Nuritza ise ebelik yapmayı sürdürmüş.
         Doğum defterleri Mouradian’a  Siphora  ve Nuritsa’nın torunları tarafından araştırmalarına yardımcı olabilir gayesiyle verilmiş. Ermeni harfleriyle Türkçe yazılı bu defterler ilk defa Gaziantep’te açıklandı ve sayfalarından  bir kaçı gösterildi. Yani, Siphora ve Nuritsa defterleriyle Antep’e yeniden döndüler.
         Mouradian diyor ki: “Sayın Antepliler, bu kayıtlarda yer alan 4,274 bebek arasında muhtemelen sizin de dede ve nineleriniz veya onların büyük evebeyinleri vardır. Doğan bebekleri  işin doğası gereği, önce Siphora ebe kucağına aldı. Yani, dedeleriniz, nenelerinizin bir Ermeni tarafından dünyaya gelmesine yardım edildi, kucağa alındı, hatta sarıldı sarmalandı...”
         Ve Mouradian devam ediyor:  “Bu iki kadın onlarca yıl bu şehre hizmet ettiler ve ayrılırken derin acılar duydular. Bugün artık onlar yok... 1895’te; 1909’da; 1915’te öldürülenler de yok... Kurtulup kendilerine yeni bir yaşam kuranlar da yok. Bu insanlar öldüler ama giderken hatıralarını beraberlerinde götürmediler. Onların yazdıklarından, hikayelerinden ve defterlerinden bize hatıralar miras kaldı. Biz, Antep’ten uzak olduğumuz halde o hatıraları, anıları dinleyerek büyüdükYani Antep’i dedemizin nenemizin anılarında yaşadık.

         Bence, Khatchig Mouradian konuyu doğru yerden ele alıyor. Öyle ya, ebeye “ebe anne” denilmez mi? Burada açıklandığı gibi birçoğumuzun dedesinin nenesinin ebe annesi Siphora veya Nuritsa olabilir. Veya, dedelerimizin ekmek aldığı ekmekçi düveni; atını nallattığı nalcı; nenemizin bakır kazan aldığı kazancı dükkanı Antep Ermenilerinden birine ait olabilir... Bütün bunlar, günümüzden önceki dönemde de çok kültürlü bir yapının başarıyla sürdürüldüğü Antep’te insanların nasıl içiçe yaşadığınıgösteren somut örnekler aynı zamanda.
Mouradian’ın konuşmasında bahsettiği anılardan birisi de George Haig’e ait. George Haig, asıl soyadı Çamışyan olan Antepli bir ziraat mühendisi ve Amerikan ordusundan emekli bir yarbay. 1919 da okumak, ziraat mühendisi olmak üzere Amerika’ya gitmiş, amacı da ailesinin sahip olduğu bağı bahçeyi, fıstıklıkları daha bilinçli işlemek... Tahsilini bitirdikten sonra geri gelip, amacını gerçekleştirememiş tabii. Şimdi burada ben devreye gireceğim. Ben rahmetli George Haig’i şahsen tanırdım.Amerika Birleşik Devletlerinde öğrenci değişim proğramıyla bulunduğum 1970-1971 döneminde yanlış hatırlamıyorsam sınıf arkadaşım Şehraz Dai ile mektuplaşırken, Annesi Lale Dai, George Haig’in adresini bana yazmıştı. Benim adresimi de Haig’e yazmıştı. Böylece tanıştım Washington’da oturan  Mr. Haig ile... Ata yolu diye bir dört sayfalık veya iki sayfalık çeşitli kültürel öğeler içeren belli aralıklarla basılan bir yayın organıydı bu. Bana da gönderirdi. Keyifle okuduğumu, içerisinde Türkçe ve İngilizce yazılar olduğunu hatırlıyorum. Gezi nedeni ile Washington’a gittiğimde kaldığım yere gelip beni görmüştü de Mr. Haig, galiba yanında lahmacun da getirmişti... Ben Amerika’dan döndükten bir süre sonra Gaziantep’e ziyarete geldi. Annem, Babam onu yemeğe davet ettiler. Annemin pişirdiği yemekleri pek beğendi, tariflerini sordu. Annem, yemeğin birine maydanoz koyduğunu söyleyince biraz da kızgın bir ifadeyle: “Bu maydanoz da nereden çıktı? Neeen bahdeniz demeyseyz?” diye sitem ettiğini hatırlıyorum.

Şimdi Mouradian’a dönelim, onun da Mr. Haig ile ilgili söyleyecekleri var. Mr. Haig, Antep’ten gittikten 40 sene sonra, ziyaret amaçlı Antep’e dönmüş... Doğru Hasan Dai Sokaktaki evlerine gitmiş. Şimdi gerisini Mr. Haig’den nakledelim: 
Evimizin önünde durdum. O kadar sene sonra evime dönmek ne muhteşem bir duyguydu. Hala bir başkasının evi önünde olduğumu farkedemiyordum. Kapıyı çaldığımda, erkek veya kızkardeşlerimden birinin kapıyı açacağını hayal ettim. Edemez miyim? Ancak kapı 12 yaşında bir kız çocuğu tarafından açıldı. İşte orada fark ettim ki ben artık bir yabancıydım...”

         Şimdi ben devreye girebilirim! Mr. Haig’in çaldığı kapı İncioğlu ailesinin evidir. Aile onu büyük sevgi gösterileri ve saygı ile karşılar. Evlerinde misafir ederler. Mr. Haig, memnuniyetle ayrılır oradan.
         Çook uzun bir yazı oldu ve daha yazsam bu hikayenin artanı da var. Ben, Mr. Haig’in duygularını vurgulamak istiyorum... Bize açıklamadığı, ancak İncioğlu ailesinin misafirperverliğinden övgü ile bahsettiği karşılaşma olayı, meğer onun ruhunda nasıl derin bir iz bırakmış... Anılarında yazmış... İçim sızladı. Doğup büyüdüğünüz, suyunu, ekmeğini yediğiniz, yerine göre renkli bir hayat sürdüğünüz güzel bir yaşamı, yanınıza sadece anılarınızı alarak sürgünle terk etmek ne acı bir şeydir?
Yazarın diğer yazıları: http://www.ayfertuzcuunsal.com/ adresinde

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

WELAJANS Web sitesi çözümleri; Sizin de bir web siteniz olabilir. ->>> htt:// www.sitepaneli.net