24 Kasım 2014 Pazartesi

Hacı Leylek

  Erol İğde, Hatay Keşif diye bir dergi çıkarıyor. 2007 yılından beri aylık olan yayınlanan Hatay Keşif, Aralık 2014’te yayın hayatına son verecek.  Derginin içeriği benim çok ilgi duyduğum konulardan oluşuyordu. Hatay’da zeytinden tutun, defnenin, narın, sumağın ve buraya yazamadığım türlü çeşitli meyve ve sebzenin işlenmesi hakkında detaylı bilgiler veriyordu.

Ayrıca, doğal hayatı anlatan resimli şahane makaleler bulunuyordu. Bu yazıda dergide yer alan bir makalede okuduğum Hatay’ın kuşlarından yola çıkıp, Diyarbakır’daki leylekler hakkında bilgi vermek istiyorum.
Her sene benim, Arsuz’da bulunduğum Ağustos ayının sonunda başımızın üzerinden leylekler geçerler. Hepimiz biliriz ki, soğuk günler pek uzakta değildir. Zira, leylekler İskenderun Körfezini geçip, Mısır’a ve sıcak ülkelere göç ederek yaşamlarını sürdüreceklerdir. Bahar aylarında ise göç tersine çevrilir. Bu sefer de sıcak ülkelerden ülkemize göç ederler. İstanbuldaki evim de onların göç yolları üzerinde, bazı bahar aylarında gökyüzünde görüyorum onları. Şahit olduğum, leyleklerin Arsuz üzerinden göçü, pek çok insan gibi beni de etkiler. Eğer sayıları çoksa, gökten aşağı inen kanatlarının çıkardığı “hış hış” sesini duyarsınız. Bazan sürü gelmeden önce bir rehber leylek gelir, bizim sitenin su deposunun üzerine konar ve bekler. Biz ona yem versek de asla yemez, su da içmez. Gök yüzünde çok muntazam dizilirler uçarken. Deniz seviyesindeyken denizin tam üzerinde kanat çırparken, bizim siteye gelince hafif yükselir yollarına devam ederler. Bir keresinde, onlar gökyüzünde biz aşağıda araba ile takip ettik onları. Sitemizin birkaç kilometre uzağındaki  Amanos dağlarına geldiklerinde durdular, zira bulundukları yükseklik geçmelerine yetmedi. İşte burada fizik kurallarını kullandılar. Dağın tam da dibine gittiler. Leylekler yaklaşık 20’şerli guruplar halinde kendilerini doğal hava akımına bıraktılar. O hava akımı, leylekleri dağın tepesine kadar yükseltti, oradan sonra da kanat çırparak güneye doğru gittiler. Gaziantep’te leyleğe “Hacı Leylek” de derler. Bir Ermeni kitabında okudum. Leylekler Kudüs kenti üzerinde uçtukları veya oraya da gittikleri, yani orayı gördükleri için Ermeniler kendileri için kutsal olan Kudüs kentini ziyaret eden leyleğe “Hacı leylek” derlermiş.
Hatay Keşif dergisi yazarı İsmail Zubari, göçmen kuşları pek güzel anlatmış, aşağıdaki bölümde ondan alıntılar yaptım:
Dünyada yaşam, zincir halkaları gibi birbirine bağlıdır. Bu halkalardan biri koptuğu zaman zincir kopar ve yaşamı olumsuz etkiler. Kuşları vurup yok edersek, sinek, sivrisinek, yeşil kurt gibi zararlı haşereler çoğalır. Kartal gibi büyük kuşlar fareleri tüketir. En azından dengede tutarak aşırı çoğalmalarını önler.
Göçmen kuşlar ilkbaharda Afrika’dan kalkar. Bir kısmı Doğu Akdeniz kıyılarını takip ederek Samandağ, Antakya, Belen, İskenderun üzerinden Anadoluya giriş yapar. Hatay üzerinde kuşların yolları çatallanarak ikiye ayrılır. Bir kısmı Orta ve Kuzey Avrupa, Finlandiya’ya ulaşır. Diğer bir kısmı ise Asya kıtasına yönelip Sibirya steplerine gider. Her iki tarafa giden kuşların önemli bir bölümü ülkemizdeki sulakalanlarda mola verir ve bazı türler üreme yapmak üzere yuva yapar. Afrikadan Avrupaya akın eden kuşların bazıları ise Cebelitarık Boğazı üzerinden İspanya ve diğer Avrupa devletlerine dağılırlar.
Kuşlar göçe başlamadan önce hızlı bir beslenme sürecine girerek oldukça yağlanırlar. Bu sayede binlerce kilometrelik yol boyunca gerekli enerjiyi yağlarını yavaş yavaş yakarak elde ederler. Kuşlar ilkbaharda kuzey ve doğuya, sonbaharda ise güney ve batıya yani Afrika’ya doğru yol alırlar. Sonbaharda Afrika yönünde göç eden kuşlar, ilkbaharda Asya ve Avrupaya giden kuşlardan daha kalabalıktır. Çünkü dönüşte kuşların yanında yavruları vardır. Bu kaç-göç sırasında yorulup mola verdikleri sırada avlayıp yok etmezsek tabii...
Samandağ’da konakladıkları başlıca yerler arasında Asi vadisinde nehir kenarları, denize yakın bölgede –eski bir lagün alanı olan şimdi yarı batakık durumda bulunan- Tuzla Göleti, eski Asi yatakları ile Amanosların ormanlık alanları ve Keldağ civarında yerleşimin daha seyrek olduğu bölgeler sayılabilir.
Barınma merkezleri kuşların türüne göre oldukça dağınık ve farklılıklar gösterir. Sazlık, bataklık ve sulak alanları tercih eden türler ova kesiminde özellikle suyla dolan “Tuzla Göleti” Eski Asi Yatakları, Asi Vadisi ve yerleşimin olmadığı tarım alanlarında barınırlar. Yırtıcı ve fazla suya ihtiyaç duymayan türler ise Samandağ’ı çevreleyen tepelikerde ve dağlarda bulunmaktadır.
Göçmen kuşlar göç mevsiminde renli görüntüler çizerler. Leylek sürülerinin sıcak hava akımında kendi eksenleri etrafında dönerek yükselmesi görsel bir şölene dönüşür. Daha sonra süzülerek yollarına devam ederler.
Hatay’da son yıllarda yapılan araştırmalara göre bu gölgeden geçen belli başlı kuş türleri şunlar: Leylek, Kara Leylek, Ak Pelikan, Tepeli Pelikan, Yılan Kartalı, Küçük Orman Kartalı, Şahin, Arı Şahin, Kızıl Akbaba, Küçük Akbaba  Kerkenez, Küçük Kerkenez, Yoz Atmaca, Gece Balıkçılı, Kaşıkçı, Karabaşlı Kiraz Kuşu, Gökkuzgun, Çalıkuşu, Arıkuşu, Kuyrukkakan, Dağ Kuyruksallayanı, Kılıçgaga, Poyrazkuşu, Küçük Kumkuşu, Su Çulluğu, Dere Düdükçünü,  Bıldırcın, Keklik.
Şimdi gelelim bizim Hacı leyleğin Diyarbakır macerasına, Ergün Eşsizoğlu Diyarbakır Ansiklopedisi ve başka kaynaklardan toplayıp bu konuda güzel bir yazı yazmış. Bu yazıya göre, Anadolu’daki en büyük leylek üreme ve yerleşim yeri, Diyarbakır‘ın Bismil ilçesi imiş.
            Leylek, Anadolu’da kuluçkaya yatan göçmen kuşlardanmış. Son yıllarda, bazıları kışı da yurdumuzda geçirmektelermiş. Yuvalarını yerleşim bölgelerine de kuran leylekler,  uzun yıllar aynı yuvayı kullanabilirlermiş. Dicle Nehri kıyısında, 200 metre aralıklarla  48-55 arası yuva görülebilirmiş. Anadolu’daki en büyük leylek üreme popülasyonu Diyarbakır  Bismil’de bulunmaktaymış.

            Leylekler üreme dönemi sonunda kuzey yarıküreden göçerken, uçma kabiliyeti yeterli olmayan bireyler ve bazı gençler göçe katılmayabiliyormuş. Bu bireyler kışı, üredikleri alanda geçirirlermiş. Son yıllarda küresel ısınma neticesinde Avrupa’da ve Türkiye’de -Diyarbakır’da- leyleklere kışın da rastlanmaktadır.
Diyarbakır-Bismil il yolu paralelinde bulunan yüksek gerilim elektrik hatlarındaki leylek yuvaları yoğun biçimde bulunur. Leylekler birbirlerinden eşit uzaklıktaki yüksek gerilim hatları üzerinde yuva kurmaktadır. Diyarbakır-Bismil il yolu -30.km den itibaren- paralelindeki (Yuvacık-Köseli Köyleri arasındaki) yüksek gerilim elektrik hatlarında çelikten 90 direk bulunmaktadır (Çelik direklerin yakınında bir sıra beton direklerden oluşan bir elektrik hattı daha bulunmaktadır. Beton direkler yuva yeri olarak çok az kullanılır.) Bu 90 direk 20 km mesafede yer almaktadır. Sayıları 48-55 arasında değişen leylek yuvaları yüksek gerilim hattı direklerinin üst kısmına kurulmuştur. Gerilim hatlarındaki yuvalar Dicle Nehri’ne 500-1000 m, karayoluna ise 10-600 m uzaklıkta bulunmaktadır.
            Diyarbakır’da konaklayan, kışlaklarından Şubat ayı sonlarından itibaren dönen leylekler kuluçkaya Nisan ortasında başlar. Yuva yapımını eşler birlikte gerçekleştirir. Taşınan yuva materyali oldukça çeşitlilik gösterir. Büyük dallar yuvanın asıl yapısını belirler. İnce ve yumuşak materyal ise yumurta ve yavruların daha iyi korunması içindir. Ot ve benzeri yuva materyali tarlalardan ve Dicle Nehri kenarından taşınmaktadır. Yuva yapımı tamamlandıktan sonra yaklaşık bir ay devam eden kuluçkaya başlarlar .Leylekler 3-5 yumurta yapar..
           Leylekler mart ayı ortasından itibaren tek ya da eş halinde yuvada ayakta dururlar. Yuvada oturma–ön kuluçka dönemi davranışlarına mart ayının son haftasında rastlanır. Kuluçkaya ise Nisan ortasından itibaren başlanır. Yavrular Mayıs ortasında yumurtadan çıkar. 2005 yılında 84 yavru, 2006 yılında 70 yavru ve 2007 yılında ise 115 yavru yumurtadan çıkmıştır. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra yoğun bir bakım ve koruma faaliyeti başlar. Eşler kuluçkada gösterdikleri hassasiyeti yavru yetiştirmede de gösterirler. Yavrular ilk haftalar soğuk, rüzgar, yağış ve güneşten korunur. Jovani ve Ark. (2004) yavru ölümlerinin çoğunlukla yaşamın ilk 10-20 günleri arasında olduğunu tespit etmişler. Yavru tüylerinin gelişmemiş olması vücut ısısını korumayı güçleştirmektedir. Eşler yavru bakımını nöbetleşe yürütür. Nöbeti devreden eş hem kendi ihtiyaçlarını gidermek hem de yavrulara yiyecek getirmek üzere yakındaki Dicle Nehri kıyısına veya yiyecek getireceği alana gider.
Ayfer Tuzcu Ünsal

Yazarın diğer yazıları: http://www.ayfertuzcuunsal.com/ adresinde

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

WELAJANS Web sitesi çözümleri; Sizin de bir web siteniz olabilir. ->>> htt:// www.sitepaneli.net