16 Haziran 2014 Pazartesi

Selanik'te bir hafta sonu ...

Armen Aroyan birkaç gündür bizde kalıyor. Kalış nedeni, diş hekimimiz Dr. Neşe Hanım’ı pek beğenip implantını ona yaptırması. Neşe Hanım’ın kiliniği bizim eve çok yakın, yürüme mesafesinde. İstanbul’a yerleştiğimizden beri Neşe Hanım’la tanışıyoruz ve tüm ailemizin dişleri ona emanet. Bana iki sene içinde dokuz implant taktı. Dişlerimi tutan çene kemiklerimin erimesi nedeni ile sapasağlam dişlerim döküldü. 



Neşe Hanım, erimenin derecesine göre bazı yerlere kemik ilave etti. Üst çenede yer az olduğu için sinüslerimi kaldırdı, yani bayağı ciddi işlem yaptı ağzımda. İlk seferde acemi idim, beş implant yaptı, gerekli soğutma işlemini yapamadığım için yüzümün kılcal damarları ortaya çıktı ve müthiş ızdırap çektim. 
İkinci seferde ustalaşmıştım, daha büyük bir ameliyat geçirmeme rağmen yanaklarımı iyi soğuttuğum için acısız ve kazasız belasız atlattım. Şimdi de hayatımdan çok memnunum, artık kemiklerim erimiyor ve implantı kendi dişlerim gibi rahatça kullanıyorum.
İmplant takıldıktan bir hafta sonra dikişlerin alınması gerekiyor. O nedenle implantı taktırıp bir hafta beklemek gerek. Armen, bu bekleyiş sırasında müthiş ısrarcı oldu: “Lütfen bana eşlik edin Selanik’e gidelim.”
Gezmek hoş bir şey, tam da bana göre, ama işimiz var! Eşim çok meşgul, benim işlerim var falan... Israr ısrar sonucu, bir de baktım ki Selanik’teyim... İnternette okudum, “booking.com” dan yerinizi ayırtırsanız otel daha ucuza geliyormuş. Ben de öyle yaptım, kesemize uygun bir otelden yer ayırıp, ödedim. Eşim, yine uygun fiyatta bir araba buldu, onu kiraladık. Türk Hava Yolları bazı günlerde iki kez Selanik’e uçuyor, acentamız da uygun bilet buldu, vize sorunumuz olmadığı için de kalktık gittik. Zaten, 2013 yılında Yunanistan’a bir milyon Türk turist gittiği için, Yunan hükümeti vize işlemlerini çok kolaylaştırdı. 
Selanik, çevresiyle birlikte bir milyon nüfusa sahip, şehrin içinde ise yarım milyon insan yaşıyor. Havaalanı küçük, bizimkiler gibi çok gelişmiş değil. Pasaportlarımızı damgalattıktan sonra, kiraladığımız arabayı aramaya başladık. Bir görevli, “İsminizin olduğu bir yafta ile, çıkış kapısında bekliyordur” dedi. Tam da bildi! Hakkaken eşimin isminin yazılı olduğu bir yafta ile genç bir adam bizi çıkış kapısında bekliyordu. 
Biz, VW Polo kiralamıştık, gelen araba Suzuki’nin bir modeli idi. Meğer, illa da kiraladığınız olmazmış, eşdeğer bir araba da olurmuş. Beyaz Suziki gayet güzeldi ve tabii tertemizdi... Kiralık arabanın diğerlerine göre neden daha ucuz olduğunu hemen anladım! Araba firmasının ofisi havaalanında değil, yakında bir yerde idi. Dolayısiyle sözleşme imzalamak için arabayı getiren delikanlı ile birlikte ofise gittik, sözleşmeyi imzaladık. Bize yolu tarif etti ve bismillah deyip, Selanik meceramıza başladık. 
Gitmeden önce eşimden Selanik yollarını çalışmasını ve otelin yerini bulmasını rica etmiştim. O nedenle arabaya binip, Selanik kentine gelişimiz ve otelin olduğu caddeyi bulmak o kadar zor olmadı.
Ancaak, oteli hemen bulamadık. Caddeden daha sakin bir sokağa sapıp, yerlilerden yol tarifi almaya karar verdik. Tesadüfen bir eczanenin önünde durmuştuk. Meğer Yannis Bey, İstanbul’da doğup büyüyen bir Rum’muş, iyi mi? Sokakta konuştuğumuz için, oradan geçen birisi daha yardım etmeye talip oldu. O da, Gümülcineli imiş, çok muntazam Türkçe konuşuyordu. Bir kağıda, otele nasıl varacağımızı muntazam şekilde çizdi, birkaç dakika içinde otelin önündeydik.
Otelin önünde, sadece otel müşterilerinin park edebilmesi için hani şu külah gibi, trafik işaretleri vardı. Ben, arabadan inip onları kaldırdım ki eşim arabayı rahatça otelin önüne park etsin. Az sonra çok kibar genç bir hanım geldi, “Siz otel müşterisi misiniz?” dedi çok kibarca, ben de “evet” dedim. Gülümseyerek uzaklaştı! Kaydımızı yaptırıp, kendimizi Selanik’in sıcak, sevimli ve medeni sokaklarına attık!
Sevgili arkadaşım Özlemaki –Yunanca Özlemcik demek- mutlaka Aristo meydanı yakınında bir yerde kalmamızı tavsiye etti. Ben de oteli ona göre seçtim. Dolayısiyle dışarı çıkıp biraz yürüyünce Aristo meydanına ulaştık. Bu yazıda, ilerde yazacaklarımın özetini yazayım ve bitireyim! Türkiye, Yunanistan’a göre çok çok ilerde... Etraf pek güzel, bakımlı da, ama köhneliği hissediyorsunuz! Sevgili Atatürk’ü anlamak için mutlaka Selanik’e gidilmesi gerek, çok çok çok çok medeni bir yer. O medeniyeti Türkiye’ye getirmek istemiş, belli ölçüde de başarılı da olmuş sayılır... Ahmet Altan’ın bir yazısı vardı: “Atatürk, Türkiye’de Selanikliler yaratmak istedi” diye. Bence şahane bir cümle bu... Gerçekten Selanikliler yaratmak istedi ve az sayıda olsa da başardı!
Selanik’te genç hanımlar pek güzeller. Çok hoş giyiniyorlar. Şehir, 24 saat yaşıyor. Bütün işi kadınlar yapıyor! Taksi şoförlerinin bir kısmı kadın. Erkekler daha ziyade kafe/bar gibi yerlerde oturup frape içiyorlar. Gördüğüm tüm kafe/barlar ağzına kadar erkek dolu idi! Eee tabii, kadın da vardı canım, neticede orası Selanik, Avrupa!
Çoğu kimse İngilizce konuşuyor, Türkçe konuşanların sayısı da azımsanamaz. Lisan bilmiyorsanız, hiç çekinmeden Selanik’e gidin derim, zorda kalmazsınız.
Yemekleri pek beğendim... Servis, olağanüstü yavaş! Bazı yerlerde dayanamadığım için, servisi ben yaptım! Fiyatlar çok pahalı değil, ancak Avro, bizde üç misli olunca pahalı geliyor tabii.
Caddelerde çok sık kiosklar bulunuyor. Buralardan su almanız mümkün. Küçük, 0,5 litre suyun fiyatı 50 sent, ½ Avro yani.
Selanik, çok güvenli bir yer. Gerçi, Romen kapkaççılar varmış ama, çok sükür denk gelmedik. Herkes dürüst. Kimse kimseyi kazıklamaya çalışmıyor. Çok terbiyeli, görgülü ve yardımseverler. Aynı bizdeki gibi, bir soru sorunca tüm varlıkları ile size yardım etmeye çalışıyorlar. İşini bırakıp, önümüze düşüp, bizi aradığımız adrese götüren iki kişi oldu. Alışverişlerde mutlaka, hatta önce fiş veriyorlar, ödemeyi sonra alıyorlar. Beyaz peynirler ve diğer peynirlerin kalitesi Türkiye’den çok çok üstün. Tuz işini tamamen halletmişler, peynirler tuzlu değil.
Uzuuun, uzuuun gökdelenler yok! Binalar insaflı yükseklikte, caddeler güneş alıyor. Hertaraf beton değil! Yeşilliği ve parkları izleyebiliyorsunuz, şehrin en güzel meydanlarında ünlü işadamları tarafından yaptırılan AVM’ler yok! Meydan var, heykel var, açıklık var, rahatlıkla nefes alabiliyorsunuz.
Osmanlı izlerini algılayabiliyorsunuz... Deniz kenarındaki beyaz kule, şehrin içindeki hamam ve caddeleri süsleyen bir dolu Türkçe isim...

Yazarın diğer yazıları: http://www.ayfertuzcuunsal.com/ adresinde

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

WELAJANS Web sitesi çözümleri; Sizin de bir web siteniz olabilir. ->>> htt:// www.sitepaneli.net